Amerikan Başkanı Donald Trump, 12 Eylül 2026’da Taoiseach Micheál Martin’in yanı sıra otururken, İrlanda’nın birleşmesini “görmek isteyeceğim” diye belirtip bu sürecin “zamanla gerçekleşmesi muhtemel,” dolayısıyla “niye beklenip sonra mı yapılacağı sorulacak” ifadelerini kullandı. Ertesi gün yeniden konuya değinen Trump, birliği “soğuk bir şey değil, güzel bir şey” olarak nitelendirirken aynı anda “Ne olursa olsun, nasıl söylenirse söylensin iyi bir cevabın yok” uyarısını da ekledi.
Bu açıklamalar, İrlanda Cumhuriyeti ve Kuzey İrlanda’da birleşmeyi destekleyen kesimlerce hoş karşılanırken, tüm siyasi çevrelerden sert eleştiriler aldı. Açıklamayı yapan Taoiseach Micheál Martin’in de aralarında bulunduğu tüm partiler Trump’ın müdahalesini kınadı. Konu aynı zamanda Kuzey İrlanda’da Birleşik Krallık’a bağlılıkları olan unionist kesimleri, muhafazakar İngiliz siyasetçileri ve Nigel Farage gibi Trump yanlılarını da alevlendirdi; bu gruplar bölgenin her zaman Birleşik Krallık’ın bir parçası kalması gerektiğini savunuyor.
Tarihte İrlanda Sorunu ve Beyaz Saray
Bu tartışmanın kökenine inildiğinde, ABD başkanlarının İrlanda birliği konusundaki tutumunda belirgin bir kırılma olduğu görülüyor. 1998’de imzalanan Good Friday Agreement – Troubles olarak bilinen uzun süren iç çatışmaya siyasi çözüm getiren ve Kuzey, Cumhuriyet ile Birleşik Krallık arasında işbirliğini sağlayan anlaşma – sonrasında Amerikan başkanları bu konuda resmi bir tarafsızlık politikası benimsedi. Trump’ın müdahalesi ise daha eski bir döneme işaret ediyor; o dönemde Amerikalı başkanlar İrlanda milliyetçiliği konusundaki görüşlerini daha açık biçimde dile getiriyordu.
Bu geçmiş, aslında İrlanda ile Amerika arasında yüzyıllık bağa dayanıyor. İrlanda 12. yüzyıldan itibaren İngiltere’nin bir kolonisi oldu ve 17. ile 18. yüzyıllarda Katoliklerin ve daha az ölçüde Presbiteryenlerin üst sosyo-ekonomik katmana girmesini engelleyen ceza yasaları gibi ayrımcı politikalarla yüzleşti; bu durum adanın büyük kısmında yaygın anti-İngiliz duygularını doğurdu. İngilizlerden bağımsızlık isteyen İrlanda milliyetçiliği, Amerikan sömürgecilerinin bağımsız ABD’yi ilan edip İngiltere’ye galip geldiği 18. yüzyılın sonlarına doğru yaygınlaştı.
İrlanda ve özellikle İrlanda-Amerikan milliyetçileri, Amerika’yı bir model ve muhtemel müttefik olarak görürken görüşlerini sık sık ABD başkanlarına taşıdılar. Bu bağlamda ilk İrlanda kökenli başkan Andrew Jackson öne çıkıyor; ebeveynleri Kuzey İrlanda’daki Carrickfergus, County Antrim’den göç etmiş olan Jackson, 1833’te Boston’daki Charitable Irish Society’ye yaptığı konuşmada “Ben her zaman kökenimden ve asil bir soydan geldiğimden gurur duymuşumdur” demişti. 1842’de Thomas Mooney’e yazdığı mektupta ise “Kanımda akan İrlanda kanı, yalnızca hayatımın sonuna kadar, İrlanda özgürlüğünü yüreğinde taşıyanlarınla uyum içinde atacak” ifadelerini kullanmıştı.
MEDIA_0: Belfast, Kuzey İrlanda’daki Andrew Jackson’ı gösteren bir duvar resmi. (Sanal Belfast Duvar Turu)

Jackson’ın sözleri muhtemelen samimi olsa da somut bir politika ya da eyleme dönmemişti.
Fenianlar ve Başkanların Karşı Refleksleri
Bu beklentiler 19. yüzyılda da devam etti. Fenianlar, ABD’de Irish Republican Brotherhood olarak bilinen İrlanda devrimcileri, bir dizi başkanın yardımına başvurdu ancak sonuç alamadı. Erken 1850’lerde kurulan ve Amerikan İç Savaşı sonrası yaygınlaşan bu grup, Andrew Johnson’un ardından Ulysses S. Grant’in de Fenianların Kanada – o dönemde İngiltere’nin bir kolonisi – üzerine düzenleyeceği bir istilayı desteklediğine dair iddialar öne sürdü.
MEDIA_1: Yeşil üniformalı Fenianların Niagara yakınlarındaki Ridgeway Muharebesi’nde (2 Haziran 1866) Kanada’da İngiliz askerlerine saldırdığı bir betimleme. (Wikimedia Commons)
Savaş sırasında İngiltere’nin Konfederasyona resmi olmayan biçimde destek vermesi fırsatını değerlendirerek, Johnson ve Dışişleri Bakanı William Seward’ın Fenian istilasına gizlice onay verdiklerini iddia eden Bernard Killian, 1866’da kısa süren bu girişimin ABD-İngiltere savaşıyla serbest bir İrlanda doğurabileceğini umuyordu. Ancak Johnson ve Seward bu iddiaları kamuoyunda reddettiler; gerekçeleri arasında yaklaşan 1866 ara seçimde İrlanda oyundan yararlanma ihtiyacı da sayılıyordu. Gerçekten ne olduğunu tartışmak ayrı bir konu olsa da, kısa süren istiladan sonra Johnson, Fenianların çoğunu tarafsızlık yasalarını ihlal ettikleri gerekçesiyle tutukladı.
O dönemin çoğu İrlanda-Amerikanlısı Demokrat Parti’yi destekledi; çünkü Cumhuriyetçi Parti yaygın biçimde anti-Katolik ve yabancı düşmanı olarak görülüyordu. Yine de 1869’da İç Savaşta Birliğe savaşmış pek çok Fenianın da desteğiyle Grant, bir Cumhuriyetçi olarak başkan oldu. Bağımsızlık için ondan yardım beklediler ama Kanada seferi ya da Central America ve Küba’ya yapılan o meşhur istila girişimleri gibi konularda yine istemedikleri bir presidentle karşılaştılar.
Tarafsızlıktan Emniyete: Wilson’dan Kennedy’ye
Daha sonraki dönemlerde de tutum değişmedi. I. Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkımın gelecekteki felaketleri önleyecek reformlar getireceğini umutan Woodrow Wilson, Fourteen Points’ta “tüm ulusların tüm halklarına adalet ilkesi ve güçlü mü zayıf olurlarsa da birbirleriyle özgürlük ve güvenlik eşitliği içinde yaşamak hakkı” diyordu. Ancak İrlanda milliyetçileri – örneğin John Devoy, İngiliz sömürgecilik sonunun heyecanıyla – Wilson’un kendi belirlemesinin bu kadar evrensel olmadığını çabucak keşfetti.

MEDIA_2: ABD Başkanı John F. Kennedy’nin 1963’te Dublin’deki araç kornası. (Universal Images Group/Getty Images)
Buğundaki İrlanda Cumhuriyeti ile Birleşik Krallık’ın bir parçası kalan Kuzey İrlanda arasındaki ayrım, 1919-1921 arası İrlanda Bağımsızlık Savaşı’nın ardından İngiliz-İrlanda Anlaşması’nın 1922’de kurduğu Irish Free State ile ortaya çıktı. Kısa bir iç savaştan sonra Calvin Coolidge, Dublin’deki yeni hükümetle ilişkileri kurdu ve anti-anlaşma İrlanda Devrimci Ordusunu sinirlendirdi. En çok İrlanda kökeniyle özdeşleştirilen John F. Kennedy ise 1963’te Dublin’i ziyaret eden ilk görevde olan başkan olmasına rağmen, başkan olarak birleşme sorusundan çoğu zaman kaçındı; ancak Senatör olarak oldukça açık görüşlüydü ve İrlanda Parlamentosu’na “İrlanda özgürlük hareketine hiç kimse Amerika halkı kadar derin inanan bir millet bulamadık” demişti.
Sovyetler Birliği ile Soğuk Savaş döneminde başkanlar, İngiliz müttefiklerini sinirlendirmemek için İrlanda birliğini desteklemekten çekindiler. Ancak Soğuk Savaş sonrası Bill Clinton, John Major’un protestolarına rağmen Sinn Fein’in başkanı Gerry Adams’ı Beyaz Saray’a davet etti; bu adım da Good Friday Agreement sürecinin önemli bir parçası oldu. Clinton’ın birleşme konusundaki açık tarafsızlığı, o günden beri devam eden başkanların da benimsediği politikanın temeli haline geldi.
Bugün: Trump Taraf mı, Tarihçe mi?
Trump, geleneksel diplomasisi nedeniyle Andrew Jackson ile karşılaştırılan bir figür olarak,Jackson’ın İrlanda bağımsızlığının İrlanda halkı için iyi olacağı görüşüyle de örtüşüyor. Belki de bu tarihi tam bilmiyor olsa da, aslında geçmiş başkanların ve adada yaşayan insanların tarafına çıkıyor.
Konunun somut durumu ise siyasi isteklerle oldukça uzaktadır. Son bir Avrupa Birliği anketinde Kuzey İrlanda’da 63’ü birleşmeye oy vereceğini söyleyen, Cumhuriyet’te ise bunu destekleyenlerin oranı %59 olarak belirlendi. Buna karşın Kuzey İrlanda’daki karşıt görüşün %29, Cumhuriyet’teki ise %22 olduğu görüldü. İngiliz hükümetinin güçlü muhalefeti göz önüne alındığında, Amerikan başkanının ne istediğinden bağımsız olarak birleşmenin yakında gerçekleşmesi pek olası değil.
[…] Çekebilir: Trump’dan İrlanda Birleşmesi Açıklaması: Önceki Gelenekten Sapma mı, Tarihçe mi? → Kaynak: The Conversation […]