İngiltere’de reçeteli ilaç kullanımının neden Danimarka’dan daha yoğun olduğu, basit bir “yaşam tarzı” hikâyesinden çok daha karmaşık bir tabloya işaret ediyor. The Conversation UK ve Danimarka’nın Videnskab.dk’nin ortak hazırladığı inceleme, iki ülke arasındaki farkın aslında hastanelerde değil, toplumun yapısında yattığını gösteriyor: Yaşlanan bedenlerin rutin bakımında her iki ülkenin reçete hacmi neredeyse aynı düzeyde iken, ilacın toplumsal eksiklikleri telafi etmek için başvurduğu noktalarda İngiltere reçeteli tedaviye çok daha hızlı ulaşabiliyor.
Karşılaştırmanın özünü anlamak için önce en görünür farka bakmak gerekiyor. Hastalık önleyici ilaçlar açısından “aşırı ilaçlanan İngiliz” klişesi çökmektedir. Kalp hastalığı örneğinde, Danimarka nüfusunun yaklaşık %13’üne kolesterol ve kardiyovasküler riski düşürmek için statin verilirken, İngiltere’deki oran neredeyse aynı: British Heart Foundation’a göre yetişkinlerin %14 ila %15’i bu ilaçları kullanıyor. Çoklu ilaç kullanımında da benzer bir tablo var: 75 yaş üstü Danışların yarısından fazlası haftada beş veya daha fazla ilaç alırken, İngiltere’deki aynı yaş grubundaki oran %51 olarak hesaplanıyor.
Eksiklikleri İlacın Kapatması
Peki bir emekli Danış ile bir emekli İngiliz neredeyse eşit sayıda hap yutarken, “Danimarka yaşam tarzıyla hastalığı önlerken İngiltere aşırı ilaçlanıyor” iddiasını tamamen geçersiz kılıyor mu? Tam da burada perspektif değişiyor. Sadece İngiltere’de 2024-25 yılları arasında 1,26 milyar reçete kalemi dağıtıldı; kişi başına yaklaşık 22 ilacın denk geldiği bu rakam geçen yıla göre %4 artmış durumda. Karşılaştırılabilir Danimarka verisi ise kişi başı yaklaşık 13 ilaca indiriliyor.
Bu noktada iki ülkenin kalp ve tansiyon ilaçlarını benzer oranda reçete etmesine rağmen, İngiltere’nin hacim farkını açıklayan asıl unsur ağrı, kaygı ve çaresizlikla doğrudan bağlanan ilaçlar olarak öne çıkıyor. Kamu sağlığı yetkililerinin kendi değerlendirmelerinde, İngiliz birincil sağlık bakımında dağıtılan reçetelerin yaklaşık %10’u aşırı reçete olarak nitelendiriliyor; yani ilacın gerekmediği, artık gerekli kalmadığı, zararlarının faydasını geçtiği ya da hastanın ilaç yerine başka bir yöntem tercih edebileceği durumlar söz konusu.
Bu tür ilaçların hacmi, insanların yaşam koşullarına en doğrudan yanıt veren ilaçlardır. Açıklama yalnızca klinik kılavuzlardan değil, toplumsal dayanıklılığın kendisinden gelir.
The Conversation UK – Videnskab.dk ortak incelemesi
“Çaresizliğin Hastalıkları”
İngiltere, OECD ülkeleri arasında antidepressif reçetelerini ortalamadan belirgin şekilde yüksek oranda yazıyor. Geçen yıl yalnızca İngiltere’de yaklaşık 9 milyon hastaya, toplamda 92 milyondan fazla antidepressif dağıtıldı; yetişkinlerin altıda birine denk gelen bu sayı, OECD’nin çoğunlukla yüksek gelirli ülkelerinden oluşan kulübünün üzerinde seyrediyor. Karşıt tablo ise Danimarka’da: Avrupa’daki tek başarılı olarak nitelendirilen ülke, 2010 ile 2020 arasında antidepressif tüketimini %4 azalttı.

Aynı hikâye ağrı kesicilerde de geçerli. 2019 verilerine göre İngiltere, dünyada kişi başına en yüksek opioid reçete oranına sahip ülke olarak yer aldıysa da Danimarka’daki opioid kullanımı 2010’dan bu yana üçte birden fazla azaldı. Araştırmacılar ve İngiltere Sağlık Güvenliği Ajansı (UK Health Security Agency), bu tür ilaçların reçetesindeki artışın genişleyen sosyal ve ekonomik dezavantajla bağlantılı olduğunu belirtiyor.
Fark tam da kalp hastalığı ya da diyabet ilaçlarında değil, ağrı, ruh hali, kaygı ve uyku ilaçlarında açılıyor. Bu ayrım yalnızca iki ülke arasında değil, İngiltere’nin kendi içinde de kendini gösteriyor: Kalp hastalığı gibi durumlar sigara kullanımı, obezite, beslenme ve kirli hava gibi faktörlerle daha yoksul bölgelerde daha sık görülürken, antipsikotiklerin en fakir bölgelerde en az yoksul bölgelere göre neredeyse üç kat daha fazla dağıtıldığı; opioid reçetelerinin en fakir alanlarda yaklaşık iki kat daha yüksek olduğu görülmekte. En yüksek reçete yapan on bölgeden dokuzu İngiltere’nin kuzeyinde yer alıyor.
Bu bağımlılığın reçeteli ilaçlara duyulan ihtiyaçla açıkça bağdaştırıldığı bir durum var. Son on yılda bu topluluklarda kayıtlara geçen intihar ve alkol, uyuşturucu kaynaklı ölümlerdeki artış da aynı eğilimin yansıması.
Kamu sağlığı yetkilileri
Otonominün İllüzyonu
Bu kültürel fark yalnızca doktor masasında değil, market raflarında da sürüyor. İngiltere’de parasetamol ve ibuprofen gibi ağrı kesiciler köşecik dükkanlarında ve benzin istasyonlarında her yerde bulunurken, kodein ve parasetamol karışımı olan co-codamol, ülkedeki ikinci en çok dağıtılan ağrı kesici olarak her yıl milyonlarca kutu reçetesiz satılıyor. Danimarka’da ise temel ağrı kesicilerin market satışları ciddi şekilde kısıtlanmış; tek bir zayıf kodein kombinasyonu da yalnızca eczane arkasında bulunuyor.
Bu kolay erişimin İngiltere’de genellikle “hasta otonomisi” ya da “kendi kendine bakım kültürü” olarak çerçevelenmesi, aslında zararı kimin üstlendiğini gizliyor. İngiltere 1998’de parasetamol paket boyutlarını kısıtladığında, aşırı doz ölümlerinde %43’ün azaldığı ve parasetamol zehirlenmesinden kaynaklanan karaciğer nakillerinde %61’in düşüşü kaydedildi.

Eşitsizliğin Belirtileri mi, Nedeni mi?
Bu ulusal ayrımın asıl sorunu, reçetelerin kendisinden çok toplumun nasıl yapılandırıldığına dayanıyor. Danimarka’daki daha düşük ağrı ve psikolojik çaresizlik ilaç kullanımının yalnızca klinik kılavuzlarla açıklanamayacağı; güçlü sosyal temellerin koruyucu etkisine işaret ettiği belirtiliyor. Daha az eşitsizlik, daha sağlam bir güvenlik ağı ve insanların iyi oluşunu destekleyen bir ortamın varlığında, zorlukların yarattığı koşulların kendisi daha az ortaya çıkıyor.
İngiltere’de ise tam tersi bir durum söz konusu. On yıllık sıkılaşma politikaları, genişleyen zenginlik eşitsizliği ve aşınan kamu sağlığı altyapısının derin etkileri var. Yoksulluk, konut güvensizliği ve geçici iş ilişkileri yalnızca hayatı zorlaştırmıyor; kronik çaresizliğin ve uzun vadeli hastalığın güvenilir öngörücüsü haline geliyorlar. İngiltere’deki en zengin ile en yoksul arasındaki sağlıklı yaşam beklentisi farkının 19 yıla ulaşması, eşitsizliğin hastalığı üretmesinin somut bir göstergesi olarak okunuyor.
Danimarka’nın daha az ilaç bağımlılığı, yalnızca bir yaşam tarzı tercihi değil; eşitlik, konut ve sosyal korumaya yönelik bilinçli yatırımların sonucudur. İngiltere ile bu karşılaştırma şunu hatırlatıyor: Bu temeller zayıfladıkça reçete, açığı doldurmak için yükseliyor.
The Conversation UK – Videnskab.dk ortak incelemesi
Bu bağlamda İngiliz aile hekimliğinin pratik zorluğu da netleşiyor: Yoksul bölgelerde depresyon, kronik ağrı ve kaygı çoğu zaman dezavantajlı yaşam koşullarının ürünüdür. Hastanın konutunu ya da gelirini doğrudan değiştirecek araçlar olmadan, bir antidepressife veya ağrı kesiciye başvurmak hastayı rahatlatmak için mantıklı bir yanıttır; tıbbi müdahaleler giderek yapısal sorunları yönetmek amacıyla kullanılıyor. Bu nedenle İngiltere’nin reçete hacminin ağrı ve ruh hali bozukluğu ilaçlarında yoğunlaşması, yalnızca klinik bir mesele değil, genişleyen sağlık eşitsizliğinin öngörülebilir sonucudur.
Serinin hazırlanmasında Videnskab.dk ile The Conversation arasındaki ortaklığa katkı sağlanan bu makale, İngilizce ve Dança’da da aynı platformda yayımlanmaktadır.
[…] Çekebilir: Reçete Kültürü ve Eşitsizlik: Neden İngilizler Danışlardan Daha Fazla İlacı Yaşıyor? → Kaynak: The Conversation […]