Nepal’de 26 Ağustos’ta yaşanan yıkıcı sel felaketinin ardından can kurtarma ve acil ihtiyaçların karşılanması ilk öncelik olarak belirlenirken, yardım kuruluşları aynı zamanda geleceğe yönelik temelleri de kurmaya başlamalı. Bu dengeyi sağlamak, hem evlerin nereye ve nasıl yeniden inşa edileceği gibi zorlayıcı sorulara yanıt vermeyi hem de yardım kuruluşlarının ve karar vericilerin insanitaire fonları doğru şekilde yatırmayı ve toplulukların sesini dinlemeyi gerektiriyor.
2015 yılında Nepal’i neredeyse 9.000 kişiyi öldüren 7,8 büyüklüğündeki depremin ardından bu toparlanma çalışmalarının nasıl yürütüldüğünü inceleyen bir değerlendirmeyi başlatan muhabir, bugünkü sel felaketine dair önemli derslerin hâlâ geçerli olduğunu vurguluyor. O dönemde Birleşik Krallık’ın Disaster Emergency Committee (DEC) ve Kanada’nın Humanitarian Coalition’ı aracılığıyla yaklaşık 100 milyon dolarlık fon alan 15 en büyük uluslararası yardım kuruluşu ve ortaklarının toparlanma çalışmalarını değerlendirmişti. Bu deprem, bugünkü sel felaketine göre ölçek, yayılım ve şiddet açısından çok farklı olsa da, felaket sonrası ne yapılması gerektiğine dair birçok ders ortaktır.
Nakit Ödemelerin Etkinliği
Felaketten sonra toplulukların nakde ihtiyacı var. Piyasalar işler durumdayken bu para, insanların en çok ihtiyaç duydukları şeyleri kendilerinin belirlemesine olanak tanıyor. Bazı çevreler bunu “yanlış yere harcarsa ne olacak?” sorusuyla potansiyel bir israf olarak eleştirse de, kanıt birikimi nakit ödemelerin işe yaradığını gösteriyor. 2015 depreminden sonra yerel bankalarla çalışan yardım kuruluşlarının hayatta kalanlara nakdi aktarmaları oldukça etkili bulundu. Bu hayatta kalanlar parayı tıbbi tedavi, gıda veya kira gibi konularda önceliklendirebildi.
Seçilen yardım kuruluşlarının son çağrısı da bu yönde. Birleşik Milletler, son sel felaketinden sonra bağışçılara “ailelerin temel ihtiyaçları için alım yaparken onurunu korumasını ve yerel ekonomileri canlandırmasını” hedefleyen çağrısında doğrudan nakit aktarmayı en üst sıraya koydu. Ancak yapılan değerlendirmenin en önemli bulgularından biri, bu paranın yalnızca kısa vadeli kurtarma için ayrılamayacağı yönünde.
Depremden birkaç ay sonra çok fazla sayıda yardım çalışanı, hâlâ temel ihtiyaçları sağlama modunda olduklarını söyledi. Bir saha çalışanı “sadece kurtarma var, gelişim yok” derken, bir üst düzey yönetim çalışanı “hâlâ teslimat modundayız, geleceğe dair konuşmalar gerçekleşmiyor” ifadelerini kullandı.
2015 depreminden sonra yapılan değerlendirmeye katılan yardım çalışanları
Geleceği düşünmek, çiftçilerin geçimini yeniden kurmasına destek olmak gibi adımları da içeriyor. Örneğin güvenli içme suyunun sağlanması için su sistemlerinin tamir edilmesi bu kapsamda yer alıyor.

Büyük Konut Kararları
Kısa vadeli geçici barınma, doğru şekilde yönetilmediğinde sorun yaratabilir. Barınma genellikle felaket sonrası toparlanma çalışmalarında harcanan paranın büyük kısmını oluşturuyor. 2015’te bu oran, DEC tarafından sağlanan fonların %55’ini kapıyordu. Muhabirin görüşüne göre, fonlar karmaşık geçici barınma projelerine harcanmamalı. Bu tür projeler ciddi yardım kuruluşları veya sorumlu hükümetler tarafından asla kabul edilmemeli.
Geçici barınma gerekmesi halinde yerel malzemeler ve yerel beceriler en iyi sonucu veriyor. Kalıcı yeniden inşanın mümkün olduğunca hızlı yapılması hedef olmalı. Nepal için özellikle kışın yaklaşması bu aciliyeti artırıyor. Depremden sonra yeniden inşanın genellikle aynı konumda gerçekleştiği durumun aksine, bugünkü sel felaketinde buzulların erimesinden kaynaklanan yeni sel riski nedeniyle nehrin kıyısında yıkılan toplulukların farklı bir yerde yeniden kurulması gerekebilir.
Bu kararlar, toplulukların köylerine ve arazilerine duydukları güçlü bağlar göz önüne alındığında zorlayıcı olsa da, geçici barınmanın kalıcı hale gelme eğilimi göstermesi nedeniyle çok hızlı verilmesi gerekiyor.
Değerlendirmeyi başlatan muhabir
Yeniden inşayı malzeme de meşgul ediyor. 2015 depreminden sonra bürokratik engeller ve yolsuzluk, koruyucu çinko levhaları gibi acil ihtiyaç duyulan malzemelerin yurtdışından gelmesini geciktirerek toparlanmayı engelledi. Örneğin sınır geçişlerinde rüşvet istendiği, ilerlemeyi yavaşlattığı kaydedildi.
Uluslararası yardım kuruluşları ve bağışçılar, felaketlerden sonra yolsuzluğun risklerine iyi alışkın olmalı ve Nepal’de bugün rüşvetin ödenmesine direnç göstermeli. Yardım paranın hükümet kurumları üzerinden aktarılması durumunda, denetim yapılmasa bile her zaman bir kötüye kullanım söz konusu oluyor.

Bu, sel toparlanma sürecinde de bir endişe kaynağı olacak. Nepal, Transparency International’ın yıllık kamu sektörü yolsuzluğu algısı endeksinde 181 ülke arasında 109. sırada yer alıyor.
Toplulukların Sesi Dinlenmeli
Son olarak, yardım kuruluşları hizmet vermeyi hedefledikleri insanları dinlemeli. Etkilenen topluluklar, bazı gazetecilik başlıkları izletmek istediği “yardıma muhtaç kurbanlar” olarak değil, kendi toparlanmalarının aktörleri olarak görülmesi gerekiyor.
2015’te topluluk katılımının hız nedeniyle sınırlı kaldığı, gereksiz bağışçı sözleşme gereksinimleri nedeniyle feda edildiği çok sayıda örnek vardı. O dönemde yapılan bağımsız bir anket, sakinlerin yardım kuruluşlarının kendi sorunlarını ele alıp ele almadığını soruyordu. Katılımcıların üçte ikisi “çok az” ya da “hiç” yanıtı verdi.
Özellikle kadınlar, yeterli barınma, finansal destek, sağlık hizmetleri ve temiz su ile sanitasyon gibi özel ihtiyaçlarının ele alınmadığını hissettiler.
Şu anda Nepal’deki sahadaki yardım kuruluşlarının, desteklerini en etkili biçimde şekillendirmek amacıyla ihtiyaç değerlendirmeleri yapması umut verici. Bu sürecin, toplulukların duyulması için sürekli bir süreç olması gerekiyor.
Bir yanıt yazın