Küresel ısınmanın Paris Anlaşması’nın belirlediği 1,5 santigrat derece eşiğini birkaç yıl içinde aşıp aşıyacağı öngörülürken, Kanada’nın bu kritik hedefi kaçırma riskiyle karşı karşıya olduğu iki kapsamlı iklim raporu bu ayın başında kamuoyuna yansıdı. Birincisi Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın “Aşımı Sınırlama” adlı raporu, İkincisi ise Kanada’nın 2026 tarihli “Değişen İklim Raporu”nun detaylı versiyonu. İki belge de ortak bir mesajı taşır: mevcut küresel azaltım çabaları bu hedefe ulaşmak için yetersiz kaldı ve Kanada, yüzyılın sonuna doğru sanayi öncesi seviyeden yaklaşık 5 santigrat derece daha sıcak bir iklimle yüzleşebilir.
Bu uyarının merkezinde, 2015 yılında Montreal’de başlatılan ve 1,5 santigrat derece barajına kalan süreyi sayan “İklim Saati” projesi yer alıyor. Kurucularından biri olan araştırmacı, o dönemde küresel azaltım çabalarının bu saati geri sayımdan durdurup zaman kazandırabileceğini umduğunu belirtiyor. Ancak umut, beklenen şekilde gerçekleşmedi. “Bu saatin artık 1,5 santigrat derecenin aşıldığına kadar kalan sürenin dört yılı bile olmadığını görüyoruz,” diyor. Bu, barajın 2030 civarında aşılabileceğine dair somut bir işaret olarak okunuyor.
İklimin Neredeyse İrsi Olması Beklenen Değişimler
İklimin ısınmasının getirdiği sonuçlar, Kanada’nın değişen iklim raporuna katkıda bulunanlar için de artık sürpriz değil. Rapor, sıcaklık ve yağış ekstremalarının artışı, yangın mevsiminin uzaması, buzulların geri çekilmesi, kalıcı donun erimesi ve deniz seviyesinin yükselmesi gibi değişimlere dair kanıtlar sunmuştu. Bu değişimlerin, devam eden küresel sera gazı emisyonlarına ve dolayısıyla küresel ısınmaya yanıt olarak önümüzdeki on yıllarda şiddetini artıracağı öngörülüyor.
İki raporun da aktardığı kritik mesaj, dünyanın başarısız olduğu ya da bu başarısızlığın sonuçlarının felaket düzeyinde olduğu yönünde değil. Asıl vurgu şudur: Eğer son on yıldaki yarı yarıya azaltım çabaları sürdürülürse, iklim krizi daha da kötüleşecek. “Her eklenen santigrat derecenin daha şiddetli ve yıkıcı iklim ekstremalarına yol açacağını unutmamak gerekir,” deniyor. Mevcut seyir sürdürülürse, küresel ısınma 2030’da 1,5 santigrat derece, dört yıl sonra 1,6 santigrat derece, ardından dört yıl sonra 1,7 santigrat derece seviyesine ulaşacak. Yüzyılın ortasında 2 santigrat derece aşılarak yüzyılın sonuna doğru 3 santigrat derece yolunda ilerlenecek.
Bu projeksiyonların Kanada için ne anlama geldiği, raporu hazırlayanların dikkatini çeken bir nokta. Kanada’da sıcaklıkların, küresel ortalamadan yaklaşık iki kat hızlı arttığı biliniyor. Dolayısıyla bu küresel ortalamalar, Kanada’da ortalama iki kat daha fazla ısınmaya, Kuzey Buz Küresi’nde ise yaklaşık üç kat daha fazla ısınmaya işaret ediyor.

Uyum Odaklı Çağrılar ve Gerçekçi Bir Sınır
Kanada hükümeti, emisyonlarını 2050’e kadar sıfırlama hedefine ulaşma konusundaki taahhüdünü defalarca yeniden teyit etse de, 2030 emisyon hedefine ulaşmak için gösterilen çabaları geride bıraktı. Canadian Climate Institute (Kanada İklim Enstitüsü) tarafından yapılan son analiz, Kanada’nın bu iki hedefin hiçbirine ulaşmak için çok geride olduğunu gösteriyor. Mevcut iklim politikaları hatta 2050 yılına kadar bile 2030 hedefine ulaşmak için yeterli değil.
Bu derin başarısızlığın yanı sıra dünyada artan iklim felaketlerine dair birikmiş kanıtlara yanıt olarak, öne çıkan sesler iklim uyumuna odaklanma çağrısı yapmaya başladı. Kanadalı çevre aktivisti David Suzuki, öngörülen iklim felaketlerine karşı topluluk dayanıklılığını oluşturma konusunda acil bir ihtiyaç olduğunu savunuyor.
Bu dayanıklılığı artırma çağrıları, emisyonları kesme çabalarının bir alternatifi olarak sunulmamalı. İkisini de yapmalıyız. İklim değişiminin hızını yavaşlatıp küresel sıcaklıkları stabilize etmede başarılı olamazsak, iklim felaketlerine uyum sağlamada toplumun kapasitesinin sınırlarına ulaşmaya başlayacağız.
Raporun yazarlarından, iklim araştırmacısı
İklim uyumuna yönelmenin, emisyonları azaltmayı yerini bırakması gereken bir alternatif olarak çerçevelenmemesi gerektiği uyarısı, sahadaki tartışmaların da merkezinde yer alıyor. İklim değişiminin tempisini yavaşlatıp küresel sıcaklıkları stabilize etmede başarısız olunursa, toplumun iklim felaketlerine uyum kapasitesinin sınırlarına ulaşılacağı açık bir gerçek olarak öne sürülüyor.

İrsi Değiştirmenin Ne Kadar Zor Olacağı
BM ve Kanada raporlarının son ve belki de en kritik mesajı, iklim değişimlerinin geri döndürülmesinin son derece zor olması yönünde. İnsanlığın yarattığı değişimlerin bazı yönleri — yükselen deniz seviyeleri, eriyen kalıcı don ve geri çeken buzullar — etkili biçimde geri döndürülemez. Bu, bir kez başlatılan sürecin durdurulmasından ziyade, gelecekteki hasarın sınırlanması gerektiğini gösteriyor.
Yine de her şey kayıtlı değil. Tüm mesajların en önemlisi şudur: gelecekteki ısınma hâlâ büyük ölçüde gelecekteki emisyonlar tarafından yönlendiriliyor. Zirve ısınmayı sınırlamak, küresel sıcaklıkları stabilize etmek ve en yıkıcı gelecekteki iklim etkilerini önlemek hâlâ mümkün ve kritik bir iş. Kanada için bu, yakın vadeli iklim azaltım hedeflerini geri çekmemek anlamına geliyor. Mevcut jeopolitik ve erişilebilirlik krizleriyle başa çıkmayı bulmakla birlikte, sıfır emisyonlara hızlı bir geçişe yön vermek zorundayız. Bunu bir istek düzeyindeki hedef olarak değil, mutlak bir zorunluluk olarak ele almalıyız.
Arka planda, Kuzey Buz Küresi’nin üzerinde Baffin Körfezi’nde süzülen buz tabakaları, bu uyarının somut bir görsel ifadesi niteliğinde. Kanada’da sıcaklıkların, küresel ortalamadan yaklaşık iki kat hızlı arttığı gerçeği, bu buzulların ve buzulların geri çekilmesinin kaçınılmaz bir sonucudur.
Bir yanıt yazın