📅 Pazar, 20 Eylül 2026 ⛅ İSTANBUL 24.3°C
BIST 100: ▲ 13.284,42 USD/TRY: ▲ 48,76 EUR/TRY: ▲ 56,05
BAĞIMSIZ EDİTORYAL HABER & ANALİZ AĞI
EDİTÖR MASASI: CANLI YAYIN
● DOĞRULANMIŞ KAYNAKLAR
🔥 SON DAKİKA
Dünya

Küba, Verimli Topraklarına Rağmen Neden Halkını Doyuramıyor?

Küba, yaklaşık dokuz milyonluk nüfusunun ihtiyaç duyduğu gıdayı üretmek için son derece elverişli koşullara sahip olmasına rağmen, halkının beslenme...

EDİTÖR: BayHaber Haber Merkezi YAYIN: 30 Ağustos 2026, 00:01 OKUMA SÜRESİ: 8 DAKİKA

Küba, yaklaşık dokuz milyonluk nüfusunun ihtiyaç duyduğu gıdayı üretmek için son derece elverişli koşullara sahip olmasına rağmen, halkının beslenme ihtiyacını karşılamakta zorlanıyor. Bol verimli toprakları, ılıman iklimi, sık yağışları var, dört bir yanından denizle çevrili ve nispeten küçük bir nüfusa sahip. Ancak, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’na (WFP) göre, ülke tükettiği gıdanın yaklaşık %80’ini ithal ediyor ve bunun için her yıl yaklaşık 2,4 milyar dolar harcıyor.

Küba’daki üretimin her yıl hızla düşmesiyle birlikte, yabancı ülkelere olan bu büyük bağımlılık daha da sorunlu bir hale geldi. WFP’nin derlediği resmi istatistiklere göre, 2018 ile 2023 yılları arasında domuz eti üretimi %95 azaldı. Pirinç üretimi %87, fasulye üretimi %70 ve süt üretimi %58 düştü. Bu temel gıdalar adanın pazarlarında ya hiç bulunamıyor ya da ortalama bir insanın ulaşamayacağı fiyatlarla satılıyor.

Ayrıca yıllardır sübvansiyonlu fiyatlara rağmen beslenme ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak karne sistemindeki daralma da açıkça görülüyor. WFP, Küba için hazırladığı 2026-2030 Stratejik Planı’nda, ülkedeki ortalama hane halkı beslenmesinin ihtiyaç duyulan enerjiden daha azını sağladığı, yeterli çeşitlilik ve besin kalitesinden yoksun olduğu belirtiliyor.

Küba’nın gıdada dışa bağımlılığı tek bir nedene dayanmıyor. Kökleri, ulusal ekonominin büyük ölçüde tek bir ürüne dayalı olduğu çok eski dönemlere kadar uzanıyor. Florida Üniversitesi’nden tarım ekonomisti William A. Messina, BBC Mundo’ya yaptığı açıklamada “Küba’nın bugün karşı karşıya olduğu sorunun bir kısmı, onlarca yıl, hatta bir asır veya daha uzun bir süre boyunca şeker üretimine büyük ağırlık verilmiş olması gerçeğine dayanıyor” diyor.

Küba şeker üretiyor, bunu —çoğunlukla Amerika Birleşik Devletleri’ne— ihraç ediyor ve elde ettiği gelirle ihtiyaç duyduğu gıdaların bir kısmını satın alıyordu. Messina “Ticaret anlaşmaları, hem şeker üretip ihraç etmeyi hem de diğer gıda ürünlerini ithal etmeyi oldukça kârlı hale getiriyordu” diyor.

Bu, Küba’nın başka gıda üretmediği anlamına gelmiyordu. ABD Tarım Bakanlığı verilerine göre ada, 1955 – 1959 arasında yıllık ortalama 183 bin ton sığır eti, 39 bin ton domuz eti ve 775 bin ton süt üretiyordu. 1950’lerde pirinç üretimi de artış göstermiş ve 326 bin tonluk yurt içi tüketimin neredeyse yarısını karşılar hale gelmişti. Patates hasadı ise yıllık yaklaşık 108 bin ton düzeyindeydi.

Bu ulusal üretim, aynı zamanda dış kaynaklara yönelik önemli bir bağımlılıkla birlikte sürüyordu. Küba 1958’de pirinç, domuz yağı, domuz eti veya buğday unu gibi ürünleri, gıda ithalatının % 86’sını karşılayan ABD’den satın alıyordu.

Dolayısıyla Küba başka gıdalar üretip ihraç etmesine rağmen, yeterli miktarda sahip olmadığı diğer ürünleri ithal etmek için büyük ölçüde şeker gelirlerine bağımlıydı. Küba şekeri fiyatları ve dış talep istikrarlı olduğu sürece de bu uzmanlaşma modeli sorunsuz işliyordu.

1959 Devrimi’nin ardından ABD düşman konumuna gelirken, Sovyetler Birliği başlıca siyasi ve ticari ortak pozisyonunu sağlamlaştırdı. Moskova, Küba şekerini —genellikle dünya piyasası fiyatlarının çok üzerindeki — ayrıcalıklı fiyatlarla satın almaya başladı ve buna karşılık ülkeye petrol, gübre, makine ve diğer malları tedarik etti.

Fidel Castro yönetimindeki yeni Küba, 1960’ların başında tarımsal çeşitliliği ve ithal ikamesini teşvik ederek şekere olan tarihsel bağımlılığı kırmaya çalıştı. Ancak şeker üretimi 1961’de 6,8 milyon tondan 1963’te 3,8 milyon tona düştü.

Bunun üzerine yetkililer çeşitlendirme çabasından vazgeçip, yeniden şekere odaklandılar. 1970 üretim döneminde 8,5 milyon tona ulaşarak rekor kırdılar ama yine de bu miktar, hedeflenen 10 milyon tonun altındaydı.

Bu arada, neredeyse tamamı sosyalist bloktan sağlanan makine, gübre, tarım ilaçları, yakıt ve hayvan yemi kullanımına dayalı yoğun bir üretim modeli çerçevesinde, pirinç, yumru bitkiler, sebzeler ve turunçgiller gibi diğer gıda maddelerinin üretimi kademeli olarak arttı.

Hayvancılık alanında ise Castro yönetimi, genetik iyileştirme programlarını ve büyük ölçekli devlet çiftliklerini teşvik etti ama bu girişimler beklenen sonucu vermedi. FAO verilerine göre, 1961-1966 ile 1987-1991 dönemleri arasında, her 1.000 kişi başına düşen sığır eti üretimi 20,92 tondan 12,30 tona gerilerken; domuz eti üretimi 4,07 tondan 8,53 tona, tavuk eti üretimi ise 3,49 tondan 8,83 tona yükseldi.

1961’de yaklaşık 350 bin tona kadar düşen taze süt üretimi, 1979’da bir milyon ton seviyesine ulaşarak toparlandı ve bu düzey, 1980’lerin sonuna kadar aşağı yukarı korundu.

Bununla birlikte, dış kaynaklara bağımlılık sürdü. Tahminlere göre 1980’lerin sonlarında Küba, nüfusun kalori ihtiyacının %44 ila % 57’lik bir kısmını ithalatla karşılıyordu. Tarımsal ve Uygulamalı Ekonomi Derneği’nin verilerine göre devlet yönetimindeki şeker endüstrisi verimlilik kaybetse de, 1980’lerin sonlarına gelindiğinde Küba yıllık yaklaşık 8,5 milyon ton üretim yapıyor ve bu da ihracat gelirlerinin yaklaşık %35’ini oluşturuyordu.

Bu ticaret, karne sistemi aracılığıyla gerçekleştirilen sübvansiyonlu gıda dağıtımını belli bir ölçüde ayakta tutuyordu. Messina durumu “Karne sistemi Sovyetler Birliği’nin çöküşüne kadar oldukça iyi işledi çünkü hükümet, mevcut gıda stoklarını ithal ürünlerle takviye ediyordu” diye açıklıyor.

1991’de SSCB’nin dağılması ve Küba’da “Özel Dönem” olarak bilinen ağır krizin başlaması, adanın ana alıcısını, girdi tedarikini ve ayrıcalıklı ticaret koşullarını kaybetmesine yol açtı. Messina’ya göre “Şeker endüstrisi çökünce, daha önce gerekli gıdaların satın alınmasında kullanılan şeker kaynaklı ihracat geliri de kaybedilmiş oldu” diye konuşuyor.

EFE haber ajansının resmi verilere dayanan hesaplamalarına göre, şeker dışındaki temel gıda üretimi 1989’da yaklaşık 2,4 milyon ton iken 1994’te 1,57 milyon tona gerilemişti. Bu da yaklaşık %35’lik bir düşüş anlamına geliyor.

Başarısızlığa uğrayan şeker stratejisi ve 30 yılı aşkın bir süre önce sosyalist blokun çöküşü, Küba’nın yeni koşullara uyum sağlayamamasının ve diğer gıda ürünlerindeki üretimini artıramamasının temel nedenleri.

Küba’nın gıda üretimindeki başarısızlığını anlamak için, çiftçinin tohumu ekmesinden hasadı teslim etmesine kadar geçen süreçte kırsal kesimin nasıl işlediğine bakmak gerekiyor. Kübalı ekonomist Pavel Vidal “Tarım, piyasa mekanizmalarının eksikliğinin nelere yol açtığının tipik bir örneği” diyor ve hükümetin “işe yaramayan bir dizi ekonomik kontrol mekanizması” oluşturduğunu savunuyor.

Tarım sektörü, üreticilere yakıt, gübre ve diğer girdileri sağlama karşılığında onlarla belirli miktarlarda gıda teslimatı için sözleşme yapan devlet şirketi Acopio etrafında tasarlandı. Vidal’e göre sorun Acopio’nun genellikle ürünleri “çok düşük” fiyatlarla, hatta bazen üretim maliyetinin altında satın alırken, ödemeleri düzenli yapmaması. Bu şekilde şirket çiftçilere “milyonlarca dolarlık” bir borç yükü altına giriyor.

Vidal, “Devletin okullar, hastaneler ve sübvansiyonlu dağıtım için gıda satın alması gerekiyor ancak bunu yaparken bir tekel gibi dayatmacı bir tavır sergilemek yerine piyasaya inmeli, piyasa fiyatlarını ödemeli ve diğer alıcılarla rekabet etmeli” görüşünü savunuyor.

Messina, hükümetin onlarca yıl boyunca genellikle işin sorumlularına danışmaksızın çiftliklerin teslim etmek zorunda olduğu kotaları belirlediğini hatırlatıyor. Messina “Çiftçiler kotayı tutamadıklarında gübre, tarım kimyasalları veya diğer girdileri alamaz hale geliyorlardı, dolayısıyla sistemin içinde adeta sıkışıp kalıyorlardı” diye açıklıyor.

Buna bir de fiyat kısıtlamaları ekleniyor. Vidal’e göre bu kısıtlamalar maliyetleri, enflasyonu veya döviz kurlarındaki değişimi yansıtmıyor. Bu nedenle üretim yapmak, çoğu zaman teslim alınan kaynakları yeniden satmaktan daha az kârlı olabiliyor.

Vidal “Sözde tarımsal kullanım için ayrılan ancak çalınarak resmi mekanizma dışında satılan mazot ve benzin için her zaman bir paralel piyasa oldu” diyor. Toprak mülkiyeti de önemli bir özellik. Tarım arazilerinin %79’u devlete aitken, %13’ü özel çiftçilerin, %8’i ise kooperatiflerin mülkiyetinde.

Kullanım hakkı devredilen devlet arazilerini işleyen üreticiler, bu arazilerin devri, kiralanması veya nasıl işletileceğine dair karar yetk

Google Haberler & Keşfet
Google’da Takip Edin
Son dakika haberlerini ve analizleri Keşfet akışınızda anında görün

Takip Et

B
BAYHABER CAPITAL EDİTORYAL MASASI

BayHaber Haber Merkezi

Doğrulanmış kaynaklar, tarafsız editoryal ilkeler ve bağımsız yayın standartları doğrultusunda hazırlanan güncel gelişmeler.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Link ve komut kopyalandı!