İzlanda’da AB Referandumu: Egemenlik, Balıkçılık ve Trump Etkisi Tartışılıyor
İzlanda’da cumartesi günü yapılacak olan Avrupa Birliği (AB) referandumu, ülkeyi ikiye bölmüş durumda. Referandum, doğrudan AB üyeliği değil, üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılıp başlatılmamasına karar verecek.
“Evet” oyları çıkarsa, müzakere sürecinin iki yıl içinde tamamlanması ve ardından üyelik seçeneğinin tekrar referanduma sunulması bekleniyor.
ABD merkezli danışmanlık şirketi Gallup’un ağustos ayında yaptığı ankete göre, “evet” oylarının %51,5, “hayır” oylarının ise %48,5 olduğu ve farkın hata marjininin altında yer aldığı belirtildi.
Anket sonuçlarına göre, “evet” oranının 30 yaş altındaki seçmenler, başkentte yaşayanlar ve eğitim seviyesi yüksek olan gruplarda daha yüksek olduğu görüldü.
Hükümeti destekleyenlerin yanı sıra, referandum öncesinde başkent Reykjavik’teki Harpa konser ve konferans merkezinde “evet” ve “hayır” kampanyalarından temsilciler bir araya geldi.
“Evet” cephesi, müzakerelere dönülmesi ve sunulan tekliflere bakılarak üyelik kararının daha sonra verilmesi gerektiğini savunuyor.
“Hayır” kampanyası ise spor karşılaşmalarında da kullanılan “Haydi İzlanda” sloganıyla bilinir. Afişlerde “İzlanda’yı satışa çıkarmak mı? Hayır teşekkürler” veya “Doğal kaynaklarımız müzakere masasına gelsin mi? Hayır teşekkürler” ifadeleri yer alıyor.
Muhafazakar Bağımsızlık Partisi milletvekili Diljá Mist Einarsdóttir, “evet” kampanyasının tutumuna karşılık, “Bir trene nereye gittiğini görmek için binmezsiniz, bu tren nereye gidiyor biliyoruz” dedi. AB üyeliğinin ülkenin çıkarına olmadığını savunuyor.
“Görmeye Evet” kampı ise farklı görüşte. AB ile müzakere edilmesini ve İzlanda için en avantajlı koşulların sağlanmasını savunuyorlar. Kampanyanın afişinde, “Görmeye Evet” yazısının içinde bir çift göz yer alıyor.
Kampanyanın mimarlarından iş insanı Jónas Hagan Gudmundsson ile Harpa’daki etkinliğin ardından görüşüldü. Gudmundsson, kampanyanın “hayır” kanadı tarafından bölücü bir şekilde yürütüldüğünü belirtti. “Aileleri ve arkadaşları görüş ayrılıkları nedeniyle uzaklaştırmayacak bir tartışma yapabilir miydik diye düşünmüştük. Ancak böyle olmadı ve büyük bir bölünme yaşanıyor” dedi.
Gudmundsson, birçok İzlandalı’ın bu durumdan rahatsız olduğunu ve bazı kişilerin görüş farklılıkları nedeniyle aile üyeleriyle veya arkadaşlarıyla referandum konusunu konuşmaktan çekindiğini ifade etti. Temel olarak referanduma sunulan şeyin ekonomik bir soru olduğunu savunan Gudmundsson, karşı tarafın ise bunu egemenlik ve kimlik meselesine dönüştürmeye çalıştığını belirtti.
“Hayır” kampanyasının “korku taktikleri” kullandığını söyleyerek, Brexit öncesi İngiltere’de yaşananlara benzer bir durumla karşı karşıya olduklarını ifade etti.
“Hayır” kampanyası tarafından çok negatif ve bölücü bir şekle büründürüldüğünü savunan Gudmundsson, “Aileleri, arkadaşları görüş farklılığı yüzünden birbirinden uzaklaştırmayacak bir tartışma yapabilir miyiz diye düşünmüştük. Böyle olmadığı için çok hayal kırıklığına uğradım. Büyük bir bölünme var” diyor.
Bunu birçok İzlandalı’dan daha duyuyorum, görüş farklılıkları nedeniyle bazı aile üyeleriyle bu dönemde görüşmekten kaçındıklarını ya da arkadaşlarıyla referandum konusunu konuşmaktan çekindiklerini söylüyorlar. Temelde referanduma sunulacak şeyin ekonomik bir soru olduğunu savunan Jónas Hagan Gudmundsson, karşı tarafın ise bunu egemenlik ve kimlik meselesine dönüştürmeye çalıştığını belirtiyor.
“Hayır” kampanyasının “korku taktikleri” kullandığını söyleyerek, kampanyayı Brexit öncesi İngiltere’de yaşananlara benzetiyor.
“Evet” kanadı, İzlanda’nın şu anki avantajlı konumundan faydalanarak müzakere sürecini kendi çıkarına yönetebileceğini savunuyor. Örneğin, balıkçılık sektörü gibi kritik konularda AB’den özel esneklikler elde etme ihtimalinin daha yüksek olduğunu belirtiyorlar.
Öte yandan, halihazırda Avrupa Ekonomik Alanı (EEA) anlaşmasına ve serbest dolaşım sistemi Schengen’e dahil olsalar da İzlandalıların kendilerini “Avrupalı hissetmediğini” çok sayıda kişiden duyuyorum. Bu görüş “evet” oyu verenlerde bile var. Ülkelerini “Avrupa ile Amerika’nın ortasında yalnız bir ada” gibi ifadelerle tanımlıyorlar.
Amerikan güçleri İkinci Dünya Savaşı’nda ülkeye konuşlanması sonrası ülkede kalıcı olarak bulunmayı ancak 2006’da sonlandırmış. Avrupa’dan ziyade Amerikan kültürü etkisinde bu faktörden de söz ediyorlar. Ülke, NATO’nun kurucu üyelerinden.
Ne var ki ABD ile bu özel yakınlık hissi son dönemde “Trump etkisiyle” biraz aşınmış görünüyor.
Uluslararası basında sıklıkla, ABD Başkanı Donald Trump‘ın İzlanda’nın en yakınındaki ülke olan Grönland’ı alma tehditlerinin referandum sürecine etki ettiği yönünde haberler çıkıyor.
Trump’ın birkaç kez dil sürçmesiyle Grönland yerine İzlanda demesi de hafızalarda.
“Evet” kampanyasının liderlerinden Jónas Hagan Gudmundsson, “Trump etkisiyle” İzlandalıların ABD’den uzaklaşıp AB’ye daha yaklaştığı yönündeki haberleri yorumlarken “Böyle olmasını beklerdim ama çok da olmuş gibi görünmüyor” diyor.
“Hayır”cılar, ABD ile daha yakın bağlarımız olması gerektiğini savunuyor. Ben bunu biraz ikiyüzlü buluyorum. Bir yandan ‘AB’ye girersek bağımsızlığımızı kaybederiz’ diyorlar, diğer yandansa Grönland’ı alma tehdidinde bulunan ABD’ye daha fazla bel bağlamayı savunuyorlar” diye ekliyor.
Referanduma günler kala ülkenin en büyük haber sitelerinden birinde yayımlanan bir yorum yazısı konuştuğum hemen herkesin dilinde.
Visir sitesinde askeri tarihçi Erlingur Erlingsson “İzlanda, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana demokratik Batı ile aynı çizgide yer almıştır” diyor ve şöyle devam ediyor:
“NATO üyeliği ve buna dayalı olarak ABD ile yapılan ikili savunma anlaşması sayesinde askeri güvenliğimizin temelini oluşturduk. Ancak şimdi, Trump’ın ABD’sinin önceki dış politikasından saparak karanlık bir yola girdiğine dair önemli işaretler var. Bu durum, uluslararası hukuka ve insan haklarına saygının artık ihmal edilebilir hale gelmesinde kendini gösteriyor.”
Yazı 1975 yapımı “Jaws” filminden alıntıyla “Daha büyük bir tekneye ihtiyacın var” başlığını taşıyor, İzlanda’nın güvenlik gerekçesiyle daha büyük bir birliğin, AB’nin parçası olması gerektiğini savunuyor.
Reykjavik Grapevine dergisinin başyazısı da bu güvenlik endişelerine kampanyada yeterince ağırlık verilmemesini eleştiriyor ve bu küçük ada ülkesinin dünyanın geri kalanındaki jeopolitik gelişmelerden bağımsız olmadığını şu başlıkla vurguluyor:
Bir yanıt yazın