İş dünyasında çalışanların başarısını belirleyen tek nitelik olarak görülen ‘dayanıklılık’, giderek işe alım kriterine dönüştürülüyor; ancak aynı niteliği bekleyen yöneticiler, insanları kendi yarattıkları koşullar altında tükenmeye bırakıyor. Çalışanlar için dayanıklılığın bir sonuca ulaşılması gereken hedef değil, sakin dönemlerde inşa edilen bir süreç olduğu gerçeği, pek çok organizasyonun bu kavramı ‘sessizce işlev bozukluğunu emen yapı’ olarak yanlış anlamasına yol açıyor.
Bu yaklaşımın ardındaki mantık, krizi bekleyip kimin ayağa kaldığını izlemek. Krizin ortasında dayanıklılığı inşa etmeye çalışmak ise imkânsız; zaten tükenmiş birine dayanıklılık kazandırmak, maraton koşarken çekiş egzersizi öğrenmesini istemek kadar anlamsız. Yöneticiler, geliştirmeyi planlamadıkları bir niteliği seçiyor ve insanlar tükenirken şaşırıyor.
‘Dayanıklılık’ Sadece Bir İşe Alım Buzzwordu Olmaktan Kalkmalı
Dünya Ekonomik Forumu, dayanıklılığı geleceğin iş gücü için en önemli becerilerden biri olarak listeliyor ve bu kavram neredeyse her anahtar nitelik listesine yerleşiyor. Yöneticilerden yeni çalışanların başarısını ya da başarısızlığını belirleyen tek özelliği sorulduğunda, çoğu dayanıklılığı işaret ediyor; bir araştırmacı görüşmecisi ise eksikliğin kendi ekibinde ‘işe alımların başarısız olmasının bir numaralı nedeni’ olduğunu söyledi. Ancak aynı kişiye bu niteliği ekipte nasıl inşa ettiklerini sorulduğunda belirsizlik devreye giriyor: ‘Mülakatta yakalarsınız’ ya da ‘kültürel uyum’ diye cevap veriliyor.
Krizi bekleyip kimin aştığını görmek en iyi strateji değil. Dayanıklılığı belirleyen bir nitelik seçilirken aynı anda onu aşındırmak, kendi kendini sabotaj etmekten farksızdır.
[Araştırmacı]
Dayanıklılık Bir Takım Sporudur
Araştırmacının kendi deneyimi de bu gerçeği somutlaştırıyor. Ona yıl önceki kişisel zorluklardan sonra en dayanıklı çalışan olduğunu söyleyen patronu, ona ‘küçük bir karınca gibi kurtululamayacak kadar dirençli’ demişti; bu karşılaştırmayı nazikçe düzelten patron, aslında o zamanki dayanıklılığa dair olumsuz tüm çağrışımlarını özetlemişti. Bu deneyim ondan yıllarca süren bir araştırma ve nihayetinde bir kitap çıkardı.
Kitapta en büyük değişimin, dayanıklılığın bir süreç olduğunu fark etmek olduğu anlatılıyor: ‘pozitif dayanıklılık’, baskı anında değil, sakin dönemlerde kapasite inşa etmektir. Araştırmada en tutarlı bulgu, insanların dayanıklılığı nasıl tanımladıkları (bağımsız, kendi kendine yeten, yalnız kurt) ile bunu nasıl inşa ettikleri arasındaki uçurumdur: dayanıklılık aslında başkalarıyla inşa edilir.
Bu yaklaşım dayanıklılığı bireysel bir zorluk testi olarak ele alırken, bu algı hem kadınları hem erkekleri engelliyor. Atölye çalışmalarında kadınların katılımı baskın; erkeklerin neden uzak durduklarını sorguladığında desen netleşiyor: pek çoğu dayanıklılık çalışmasına katılmayı zayıflık itirafı olarak görüyor. Kadınlar ise çoğunlukla zamanlarının olmamasını söylüyor. Farklı bahaneler, aynı kök nedenden: ikisi de dayanıklılığı başkalarıyla inşa edilen bir şey değil, bireysel bir dayanıklılık sınavı olarak görüyor.
‘Dayanıklı Kültür’ Çoğu Zaman Başka Bir Şey Anlatıyor
Bu geriye doğru yaklaşım ve solo-performans efsanesi bir araya geldiğinde, ‘dayanıklı kültür’ istediklerini söyleyen organizasyonlar ortaya çıkıyor; ancak bu terimi ‘şikayet etmeden işlev bozukluğunu emen yapı’ anlamına yaklaştıran bir şey olarak kullanıyorlar—temelinde daha iyi markalı yorgunluk. Gerçek dayanıklı kültürlerde liderler gösterilen sakinlik yerine zayıflığı modelliyor; destek kriz gelmeden önce mevcut.
Krizin ortasında dayanıklılığı inşa etmeye çalışmak, krizi tam karşılaştığınız anda kapasiteyi inşa etmeye çalışmaktan farksız. Dayanıklılık, insan kaynakları bir politika yazmasını bekleyen organizasyonların değil, kriz ısrarlı hale gelmeden çok önce ekibinde, liderleriyle birlikte bilinçli biçimde kuran organizasyonların işidir.
Bu yaklaşım dayanıklılığı bireysel bir zorluk testi olarak ele alırken, bu algı hem kadınları hem erkekleri engelliyor. Atölye çalışmalarında kadınların katılımı baskın; erkeklerin neden uzak durduklarını sorguladığında desen netleşiyor: pek çoğu dayanıklılık çalışmasına katılmayı zayıflık itirafı olarak görüyor. Kadınlar ise çoğunlukla zamanlarının olmamasını söylüyor. Farklı bahaneler, aynı kök nedenden: ikisi de dayanıklılığı başkalarıyla inşa edilen bir şey değil, bireysel bir dayanıklılık sınavı olarak görüyor.
[…] Çekebilir: Dayanıklılığı İşe Alırken Seçen İşverenler, Çalışanları Tükenmeye Terk Ediyor → Kaynak: The Conversation […]