Danimarkada ailelerin çocuk bakımı konusundaki yaklaşımları, İngiltereye kıyasla oldukça farklı bir tablo sunuyor. Danimara ile İskandinavyanın komşu ülkeleri sık sık dünyanın en mutlu toplumlardan, en az yolsuzluk oranına sahip devletlerden ve ailenin en iyi şekilde büyütülebileceği yerler listesinin başında gösteriliyor. Bu bağlamda Danimarka usulü ebeveynlik, bestseller olmuş bir dizi kitapla dünyaya yayılırken, başka ülkelerdeki ailelere destekleyici devlet politikaları ve mutlu bebeklerin zahmetsiz biçimde büyütülmesi gibi neredeyse ütopya bir görüntü sunuyor. Ancak Danimarkada ebeveynliğin gerçekten diğer ülkelerden, özellikle İngiltereden ne kadar farklı olduğu sorusu araştırmanın konusunu oluşturuyor.
Bu konuda uzmanlaşmış araştırmacıların bulguları, iki ülke arasındaki farkın tek bir nedene indirgenemeyeceğini ortaya koyuyor. Aile politikaları, ebeveynlik uygulamaları ve çocuklar için iyinin ne olduğu hakkındaki kültüsel inançların birleşimi, Danimarkadaki ebeveynliği belirliyor.
Babalara verilen izinlerde iki çarpıcı fark
Danimarka ve İngiltere, yeni ebeveynlere verilen izinde iki temel konuda ayrılıyor: sağlanan tazminat miktarı ve izinin ebeveynler arasında nasıl paylaşılacağı. Danimarka, İngiltereden daha cömert bir izin tazminati sunuyor ve her iki ebeveyn için de devredilemeyen eşit miktarda izin belirliyor.
Danimarka 2022 yılında bir reform uygulayarak babalara, annelere karşılık gelen 11 haftalık izini kullanmadıkları takdirde kaybedecekleri (“kullan ya da kaybet”) biçiminde verdi ve bugün babaların büyük çoğunluğu devredilemeyen izinlerini kullanıyor. İngilteredeki babalar için ise yasal izin hakkı yalnızca iki hafta ile çok daha kısa ve az ücretli; ortalama gelirlerin yaklaşık yüzde 19unu oluştururken, Danimarakta bu oran yaklaşık yüzde 50.
Her iki ülkede de işverenler, yasal asgari düzeyin üzerinde ek babalık izini sunabiliyor. Buna rağmen İngilteredeki babalar Danimarkadakilara göre çok daha az izin alıyor; son bir araştırma en fazlasıyla yaklaşık iki hafta kullandıklarını ortaya koyuyor.
Anne hâlâ geceleri bakıyor
Danimarkanın devredilemeyen babalık izi, bebek bakımının ebeveynler arasında daha eşit paylaşılmasını ve annelerin ücretli iş gücünde kalmalarını hedefliyor. Erken çocuk dönemi harcamalarının en az yüzde 75ini karşılayan sübvansiyonlarla birlikte bu politikalar, Danimarkadaki kadınların istihdam oranlarının İngiltereden belirgin biçimde yüksek olmasının açıklamasına katkı sağlıyor.
Cocuk bakımının İngilteredeki normdan daha fazla paylaşıldığı görülüyor ve finansal destek annelerin işe dönüş geçişini kolaylaştırıyor. Yine de babaların erken dönem bakımına katılımını destekleyen güçlü politikalara rağmen, Danimarkada da İngilterede olduğu gibi çoğu ailede birincil bakıcı hâlâ anne oluyor.
Babalara verilen izinlere ilişkin bu güçlü politikalara rağmen, Danimarkadaki çoğu ailede anneler geceleri daha sık uyanan taraf olarak raporluyor. Doğumdan sonraki aylarda kesintili uyku, düşük ruh hali ve bazı vakalarda depresyon belirtileri ile ilişkilendiriliyor.
Aarhus Üniversitesi Psikolojik Bilimler Profesörü
Danimarkalı babalar ve anneler de erkeklerin ve kadınların ebeveynlik yeteneğine ilişkin geleneksel görüşleri benimsiyor; ailelerin büyük kısmı annelerin çocuk bakımında balardan daha iyi olduğuna inanıyor. Dolayısıyla politika babaların aktif rol almasını açıkça desteklese de, bu durum bakım yükünü tam anlamıyla eşitlemiyor ya da kadın ve erkeklerin aynı ölçüde yetkin bakıcılar olarak görülmesini sağlamıyor.

Güneş altında uykular
Politikanın ötesinde, Danimarka ve İngiltere arasında bebekler için iyinin ne olduğu hakkındaki kültüsel inançlarda da farklar bulunuyor. En görünür örneklerden biri, sıcaklıklar sık sık sıfırın altına düştüğü halde bebeklerin dışarıda uykuya daldırılması uygulaması.
İngilterede yaygın olmayan bu uygulama, Danimarkada ve İskandinavya ülkelerinde bebekler gündüz saatlerinde, iyice sarılmış biçimde dışarıda uyuyor. Ebeveynler temiz havanın bebeğin gelişen bağışıklık sistemi için iyi olduğuna, uyku kalitesini artırdığına ve annelere kendileri için biraz zaman kazandırdığına inanıyor.
Bu uygulamanın Danimarkalı ebeveynler için nispeten yüksek sosyal güven ortamında daha kolay benimsendiği söylenebilir. Ulusal düzeyde temsili bir araştırmada Danimarkalılarının yüzde 74ü insanların çoğuna güvenilebileceğini söylerken, İngilteredeki yetişkinlerin yalnızca yüzde 43ü aynı görüşü paylaşıyor.

Daha sakin bebekler mi?
Danimarkanın cömert aile politikaları ve dışarıda uykuya dalmayı mümkün kılan başkalarına güven ile, Danimarkalı bebeklerin mutlu olduğuna dair haberlerin medyada düzenli biçimde yer alması şaşırtıcı değil. Hatta bir analiz İngiliz bebekleri “en çok” ağlayan, Danimarkalı bebekleri ise “en az” ağlayan olarak sıraladı.
Çeşitli açıklamalar öne sürüldü: Danimarkalı ebeveynlerin cömert aile izi nedeniyle daha az stresli olduğu; dışarıda uykuya dalmak sakin bebekler teşvik ediyor; ya da basitçe Danimarkalı ebeveynlerin ağlamayı bebeklerin iletişim kurmasının normal bir yolu olarak görüp korkulacak bir şey olarak değerlendirmemesi.
Buna rağmen kanıtlara yakından bakılması, dikkat için bir neden olduğunu gösteriyor. Danimarkalı bebeklere ait ağlama tahminleri yalnızca iki on yıldan daha eski, nispeten az sayıda bebekle yürütülen birkaç araştırmadan geliyor.
Danimarkadaki ebeveynliği İngiltereden ayıran tek faktör değil; bu, aile politikaları, ebeveynlik uygulamaları ve çocuklar için iyinin ne olduğu hakkındaki kültüsel inançların birleşimi. Politikalar babaların erken dönemden itibaren dahil olmasını teşvik ediyor ve birçok annenin ücretli iş gücünde kalmayı kolaylaştırıyor. Ancak bu, bakımın ebeveynler arasında eşit paylaşıldığı anlamına gelmiyor. Günümüze kadar olan kanıtlara göre Danimarkanın bebeklerin daha az ağlamasına yol açtığına dair bir garanti de yok.
Bu araştırma, makalelerin İngilizce ve Danca yayımlandığı Videnskab.dk ile The Conversation arasındaki ortaklığın bir parçası olarak düzenlendi. Dört ülke arasında bisiklet kullanımı, alkol, eşitsizlik, sağlık hizmeti ve günlük alışkanlıklar gibi konulara odaklanan seri, hastaneler ve tıp tedavilerinin ötesine geçerek kültürün, politikanın ve toplumun insanların nasıl yaşadığını ve ne kadar sağlıklı olduğunu nasıl şekillendirdiğini inceliyor.
