Yapay zeka ile ilgili korku odaklı haberlerin, geleceğe dair kaygıları beslediği ve medyada daha çok abartılı yaklaşımların öne çıkarıldığı belirtiliyor. Bu bağlamda, 2018 yapımı bilim kurgu filmi “Annihilation” (Yok Oluş), yapay zekanın yarattığı bozuculuğun (disruption) toplum için olumlu sonuçlar doğurabileceği fikrini işliyor.
[The Conversation] sitesinde yayımlanan habere göre, süperzekalık hayallerinin — yani en yetenekli insan zekasını aşan yapay zeka iddialarının — gerçek endişelerden dikkati dağıttığı eleştiriliyor. Yapay zekanın enerji açlığı, çevreye verdiği zarar ve etik konularda acil mevzuat çağrıları gibi kaygılar öne çıkarken, medyada çoğunlukla duygu yüklü yaklaşımların ön plana çıktığı vurgulanıyor.

Bilim kurgudan esinlenen apokaliptik yapay zeka imgeleri kamuoyunun ilgisini çekerken, Natalie Portman ve Oscar Isaac’ın başrollerini paylaştığı “Annihilation” filmi bu bağlamda dikkat çekici bir örneği sunuyor. Film, Ekim ayında İngiltere ve ABD’de 4K Ultra HD ev medyası formatında yayınlanacak.
Filme göre, yapay zeka için teknoloji dünyası liderlerinin sıkça kullandığı “uzak zeka” benzetmesiyle tanımlanan bir varlık, Welt’nın çevresine yerleşiyor. Bu tür hayallerin güncel gerçek dünya tartışmalarına katkısı olabilecek mi?
Haberde, bazı teknoloji devi iş insanlarının desteklediği iddia edilen ve liberal demokrasinin ile eşitlikçi düşüncenin reddedildiği karanlık aydınlanma (dark enlightenment) akımı ile etkili iyiliğcilik gibi görüşlerin var olduğu belirtiliyor. Bu hayaller, gelecekteki refah için günümüzde fedakarlıkları kabul eden uzun vadeli bakış açılarını içeriyor.
Bazı teknoloji liderlerinin gelecek odaklı olarak ortaya koyduğu bu görüşlerin tuhaf görünebileceği ancak süperzekalık arayışı için tetikleyici olan inanç sistemlerini yansıttığı vurgulanıyor. Bu durum, şu anda geleceğe yatırım yaptığımızın kimin vizyonunda olduğuna dair önemli soruları gündeme getiriyor.
Alex Garland’ın bilim kurgu korku filmi “Annihilation”, okuyucuyu bu konulara taşıyor ve filmin Jeff VanderMeer’in romanından gevşek bir uyarlaması bulunuyor. Enerji yayan yapay zeka varlığı, Florida’daki bataklık alanlardan başlayarak insan kontrolünün dışında ağ biçiminde genişleyerek içindeki her şeyi değiştiriyor.
Filme göre, insanlar, hayvanlar ve bitkiler öngörülemez şekillerde değişime uğruyor. Hikaye, genetik uzmanı Lena’nın (Portman) da aralarında bulunduğu bir keşif ekibinin, Shimmer olarak adlandırılan bu varlığa cevap bulmak için içeri girmesiyle ilerliyor.
Ekip, tüm elektromanyetik dalgaların ve DNA’nın bozulup yeniden düzenlendiğini keşfediyor. Shimmer, hayatın temel kalıplarına müdahale ederek evrim kodunu yeniden tanımlıyor ve insanları klonlayabildiği için Welt üzerindeki herhangi bir yerde insansı bedenlerde var olabiliyor.
Film, farklı türde insan soyunun tükenmesi temalarıyla oynuyor. “Sonsuz soya son” (terminal extinction), insanlığın soyunu tüketsen de ardıl bir tür bırakması anlamına geliyor ve bu kavram, insan bilincinin makineye aktarılması fikrine benzetiliyor. Son soya ise insanlığın tamamen ortadan kalkması.
Teknoloji devi iş insanlarının insanlığın sürmesinin istenmesi konusundaki sorularla uğraştıklarında muhtemelen sonsuz soya dair düşündükleri belirtiliyor. Bu, yapay zeka dünyasında sık karşılaşılan bir durum olarak tanımlanıyor.

“Annihilation”, izleyiciye hangi tür insan tükenmesinin yaşandığını karar vermeye bırakırken, filmin Garland’ın yapay zeka ile ilgili derin ilginden beslendiği vurgulanıyor. Yönetmenin ilk filmi “Ex Machina”, insansal bir robotun testleri geçip insan kontrolünden kurtulmasını inceliyordu. Televizyon dizisi “Devs” ise “tanrısal” yeteneklere sahip bir kuantum süperbilgisayarının dünyasını görselleştiriyor.
“Annihilation”‘ın organik korku öğeleri, yok edilmiş, değişime uğramış ve klonlanmış beden imgeleriyle insanlığın geleceğine dair derin sosyal kaygıları yansıtıyor. Garland’ın bir röportajda belirttiği gibi, teknoloji devi insani süperzekalık arayışı için besleyen dijital maneviyat türünden bahsediliyor.
Film aynı zamanda iletişimdeki parazit teorisinden anlaşılıyor. Fransız filozof ve bilim tarihçisi Michel Serres, biyolojik parazitleri genişleterek medya ve iletişim teorisini geliştirdi. Bu teoriye göre tüm etkileşim türleri bozulma ve gürültü içeriyor.
Niyetli ya da niyetli olmasan her etkileşimde insan veya insansal bir bozucu unsur bulunuyor. Dijital cihaz kullanırken oluşan arızalar, arka plan gürültüsü, değişken ortamlar ve davetsiz misafirler gibi durumlar parazitin beslenmesi olarak düşünülebilir.
Bazı durumlarda parazit kontrolü ele alıyor ve bozucu unsur ana taşıyıcıyı yerinden ediyor. Parazit biçimindeki bozucunun etkisi önemliyse toplumu sonsuza kadar değiştirebiliyor. Teknolojide popüler bir terim olan “bozuculuk” (disruption), yapay zeka için küresel bir bozucu olarak görülebilir.
Bu arada bozuculuğun doğuştan olumsuz olduğu düşünülmüyor; aksine yeni araçlar, sistemler ve süreçler sunarak mevcut yöntemleri yerinden ettiği için genellikle olumlu bir değişim biçimi olarak kabul ediliyor. Ancak bu durum, yapay zekanın bozucu etkisiyle hangi çıkarların, etiklerin ve inançların yayıldığına dair temel soruyu da gündeme getiriyor.
“Annihilation”, çevreye yerleşmiş parazit biçiminde bir bozucu gücü görselleştirerek teknolojik-gelecekçi hayallerin karanlık yönleriyle karşılaştırmaya davet ediyor. Shimmer gibi yapay zeka da gitmeyecek; sadece şeklini değiştirmeye devam edecek.
Film, aynı zamanda küçük ölçekli değişimlerin küresel etkilere yol açabileceğini de gösteriyor. Eleştirilmesi gereken hikaye, süperzekalıklı yapay zekanın insanlığı domine etmesi hayali değil; bozuculuk ve bunun insan toplumu için net bir şekilde olumlu ya da olumsuz olduğuna dair bir tartışma.
Yapay zekaya dair düşünme ve kullanma biçimini değiştirmek, onu kritik biçimde incelemeyi, bu fantastik anlatının bozulmasını ve dünyayı dönüştüren teknolojinin söyleminin ile yönünün yeniden tanımlanmasını gerektiriyor.
“Annihilation”‘ın verdiği mesaj ise bir bozucu olmanın gelecek vizyonlarımızı ve güncel gerçekliklerimizi olumlu biçimde değiştirebileceği. Bu da bizi, insan soyunun tükenmesi klişesinin ötesine geçen teknolojik bir geleceğe dair olanakları görmaya yönlendiriyor.
