İngiltere’deki bir araştırma ekibi, obsesif-kompulsif bozuluk (OKB) yaşayan 16 yetişkinle yaptığı görüşmelerde, bazı kişilerde bozukluğun gelişiminde erken dönem travma ve reddedilme deneyimlerinin rol oynayabileceğini ortaya koydu. Araştırmacılar, OKB’nin temel nedenlerine dair anlayışın eksik olduğunu ve bu nedenle tedavi alan hastaların yarıdan fazlasının ciddi biçimde yararlanamadığını vurguladı. Bulgular, bozulukla mücadele eden yaklaşık her 50 kişiden biri için daha etkili tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine ışık tutabilir.
OKB, sıkça “temizlik çılgınlığı” ya da “kir korkusu” gibi kişilik özellikleriyle karıştırılıyor. Oysa bu, sıradan bir kişilik tuhaflığı değil; yaklaşık her 50 kişiden birini etkileyen, rahatsız edici ve işlevselliği bozan psikiyatrik bir durum. Araştırmacılar, OKB’ye en iyi psikoterapi yöntemleriyle başvuran hastaların yarısından fazlasının bu tedavilerden ciddi biçimde yararlanamadığını belirtiyor. Bunun olası nedeni, bozuluga dair anlayışın tamamlanmamış olması.
OKB gerçekten nedir?
OKB; takıntılı düşünceler, takıntılı davranışlar ya da her ikisiyle karakterize edilir. Takıntılı düşünceler, tekrarlayan, istenmeyen ve zihne zorla gelen düşünceler, imgeler veya dürtülerdir. Sıklıkla kirlenme, zarar görme, simetri ya da istenmeyen cinsel şiddet içeren iğrenç temalar etrafında şekillenir.
Takıntılı davranışlar ise araba kapısının kapatıldı mı diye defalaraka kontrol etmek ya da eşyaları “tamam” hissedilecek şekilde dizmek gibi tekrarlayan eylemler; belirli sayıları zihinde tekrarlamak gibi zihinsel eylemlerdir. İnsanlar bunları, takıntının yarattığı korku sonucu ortaya çıkacağını düşündükleri sonuçlarla doğrudan yüzleşmek ve rahatsızlıkları azaltmak için gerçekleştirir.
Bir OKB hastası, sevdiği kişinin belirli bir şekilde dua etmez ya da yol üzerindeki çatlaklara basmazsa öleceğini veya yaralanacağını düşünebilir. Bozuluk genellikle 20 yaş civarında başlar ve tedavi edilmediğinde ömür boyu sürme eğilimindedir.
Takıntılı düşüncelerin ardındakiler
Klasik psikolojik kuramlar, herkesin rastgele takıntlı düşüncelere sahip olduğunu öne sürüyordu. Bu düşüncelerin takıntıya dönüşmesi; sıklığı, yol açtığı rahatsızlık ve günlük hayatı ne kadar bozmasıyla ilişkilendiriliyor. Ancak daha güncel bir kuram, OKB’deki takıntılı düşüncelerle takıntıların her zaman rastgele olmadığını öne sürüyor.
Bazı kişiler için bu düşünceler, kendileri hakkında sahip oldukları ya da olma korkusu taşıdıkları temel inançlardan—”korkulan benlikten”—besleniyor. “Tehlikeli biriyim” ya da “ahlaksal olabiliririm” inancına sahip biri için şiddet içeren takıntılı düşünceler, bu korkulan benliğin kanıtı gibi hissedilebilir. Takıntılı davranışlar ise düşünceleri kontrol ederek bu inançı çürütme adına çareye dönüşebilir.
“Korkulan benlik” modeli, OKB belirtilerinin nedenlerini ve sürmesini açıklayan tek yorum değil. Ancak kendine böyle bakan kişilerin OKB deneyiminde daha fazla şans taşıdığını gösteren bulular var.
Araştırma süreci
Araştırmacılar, korkulan benlik teorisini OKB yaşayan kişilerde incelemek istedi. Bu amaçla çoğunluğu kadın olan ve şu anda resmi biçimde konulmuş OKB tanısı taşıyan 16 yetişkin Avustralyalıyla görüşme gerçekleştirdi. Katılımcılar; kirlenme, zarar görme, simetri ve iğrenç düşünceler olmak üzere belirtilerin ve takıntlı düşüncelerin geniş bir yelpazesine sahipti (orta ile aşırı derece arasında).
Araştırmacılar, katılımcılardan kendileri hakkındaki anlayışlarını ve bu anlayışı şekillendirdiğini hissettikleri hayat deneyimlerini sordu İki temel tema ortaya çıktı.

Katılımcıların çoğu çocukluk travması yaşadı
Bu deneyimler sıkça aile içinde gerçekleşti ve cinsel, fiziksel ya da duygusal istismar, taciz veya zorbalık ile ebeveyn ihmali içeriyordu. Birçok katılımcı kötü bir insana dönüşme korkusu taşıyordu—üstelik tam da kendilerine yapılan zararın yapılabilmesinden.
Ebeveynlerinin boşanmasının ardından babasının kendisine sözlü biçimde istismar ettiğini anlatan bir erkek katılımcı, şunları söyledi: “Bana karşı çok sözlü istismarcı oldu […] gerçekten öfkeli biri haline geldi. […] Orada orada babam gibi bir şey yapacağım diye korkuyorum.”
Babasının “oldukça şiddetli ve alkolik” olduğunu belirten başka bir katılımcı ise şöyle dile getirdi: “Asla tek başıma içmek istemedim, çünkü bağımlı hale geleceğimden endişe ediyorum.”
Taciz ve zorbalık benzer şüphe tohumları ekti. Bir katılımcının ifadesiyle: “Sanırım bu, ne yapabileceğine dair—yapamayacağın şeylere dair—kendini sorgulamanı sağlıyor.” Ebeveyn ihmalinin ise sorumlu olmama ya da ihmalcilik korkusunu beslediğini aktaran bir katılımcı, çocukken ebeveynlerinin yapmayacağını bildiği için evin kapılarını kontrol ettiğini hatırladı: “Her şeyin kilitli olduğundan emin olmak—ocakların kapalı olduğunu […] daha güvende hissetmek için aşağıya inip kontrol ediyordum.”
Birçok katılımcı için çocuklukta yaşlarından çok üstünde sorumluluklar üstlenmek, yetişkinliklerinde takıntlı düşünceler ve takıntılı davranışların şablonunu oluşturdu.
Reddedilme biçimlendirici olabilir
İkinci tema reddevilmedi—reddedildiğini, horlandığını ya da yeterli olmadığını hissetmek. Bu; ne yaparlarsa yapsınlar ebeveyn beklentilerini karşılayamadıkları hissinden, örneğin okulda yüksek not alma konusunda, oluşabilir. Ebeveynlerin duygusal soğukluğu da rol oynadı.
Bir katılımcı, annesini şöyle tarif etti: “Sürekli hal değişkeni […] ne zaman sana iyi davranacağını bilemezdin […] senin kötü biri olduğunu gösteren şeyler söylüyor […] küçük hataları yüzüne vuruyor.”
Erken dönem reddedilme deneyimleri, kararsız ve savunmasız bir benlik anlayışına yol açabilir; bu da korkulan benliğin kök salması için verimli bir zemin oluşturur.
Bu bulular ne anlama geliyor?
Araştırma sonuçları, bazı kişilerde OKB’nin travma ve reddedilme deneyimleriyle şekillenmiş bir “korkulan benlik” temeline dayandığı yönündeki teoriyi güçlendiriyor. Bu anlayışın, derinden yerleşmiş inançlara odaklanan daha etkili OKB tedavilerinin geliştirilmesine yol açabileceği düşünülüyor. Örneğin, imgeyle yeniden düzenleme (imagery rescripting), insanların olumsuz anıları tekrar gözden geçirmelerini ve bu anılara yükledikleri anlamı “yeniden yazmalarını” sağlamaya yönelik yerleşik bir tekniktir; OKB’deki “korkulan benlik” inançlarıyla başa çıkmada etkili olabilir.
Bu küçük, derinlemesine bir çalışmadır—detayca zengindir ancak genelleştirilmek üzere tasarlanmamıştır. Çocukluk deneyimlerini anımsamaya dayanması, bellek yanlılığı getirebilir. Bu nedenle bu deneyimlerin OKB’ye neden olduğunu söyleyemeyiz ve tüm OKB’nin travmada kök salmadığını biliyoruz. Gelecekteki araştırmalar, bu bağlantıları daha büyük ve çeşitli örneklerde sınmalı ve doğrudan biçimde bu biç formative deneyimlere odaklanan tedavilerin OKB belirtilerini azaltıp azaltmadığını incelemelidir.
