Yeni Zelanda’daki Waikato Üniversitesi kampüsünde karşılaşılan sosyal robotların ürperticiliğini ölçmek amacıyla yürütülen yeni bir araştırmada, aynı robotun bazı kişilerde eğlence, diğerlerinde ise rahatsızlık hissi uyandırmasının ardındaki nedenler inceleniyor. Araştırmacılar, yapay zeka ve robotik teknolojilerinin günlük hayatımıza hızla entegre olmasıyla birlikte, bu araçlara yönelik algının kişiden kişiye nasıl değiştiğini anlamak için hem ticari sosyal robotları hem de bilinçli olarak “ürpertici” özelliklerle donatılmış bir modeli test etti. Çalışma, ürperticilik kavramının mutlak değil, son derece öznel ve kişisel olduğunu ortaya koyuyor.
Araştırmacılar, teknolojinin insan etkileşimine nasıl yansıdığını araştırmak için katılımcılara farklı robotları değerlendirme fırsatı verdi. Sonuçlara göre, bir robota ait bazı endişe verici özellikler—kişisel veri paylaşması veya bir karar almaya aktif olarak yön vermeye çalışması gibi—even o robotun “ürpertici olmayan” olarak puanlandırılmasına yol açabiliyor. Bu bulgu, ürperticiliğin yalnızca teknolojinin fiziksel veya işlevsel özellikleriyle açıklanamayacağını gösteriyor.
Ürperticilik ölçmek: Disney’in kahraman ve kötü karakterlerinden ilham
Görünüşün algıyı nasıl şekillendirdiğini anlamak için Disney’in kurgusal kahraman ve kötü karakterlerinin nasıl geliştirildiğine bakmak yeterli. Disney prensesseleri gibi karakterler, “bebek şeması” olarak adlandırılan—büyük gözler ve baş, yuvarlak yanaklar ve küçük burunlar—bir kalıba uyuyor; bu yüzden onları sevimli buluyoruz. Buna karşılık Disney kötü karakterleri daha açılı, genellikle uzun ve heybetli olup, çoğu zaman daha gerçekçi çiziliyor. Ancak bunların ürpertici olmasıyla aynı şey mi? Araştırmacılar tam da bu soruyu yanıtlamaya çalıştı.
2021 yılında insan-bilgisayar etkileşimi uzmanı Paweł Woźniak ve ekibi, teknolojiye Genel olarak aynı soruyu sordu. “Teknolojinin algılanan ürperticilik ölçeği” adı verilen bu ölçek, bir teknolojiyle ilk karşılaşmada kişinin onu ne kadar ürpertici bulduğunu üç boyutta ölçüyor: istenmeme—”Bu teknolojinin yanımda olmasını istemiyorum”, ima edilen kötü niyet—”Bu teknolojinin kötü niyetleri var mı?”, öngörülemezlik—”Bu şeyin bir sonraki adımda ne yapacağını bilmiyorum”.
Bu ölçeği sosyal robotlara uygulayıp bazı insanların onları neden ürpertici bulduğunu, bazılarının ise bulmadığını açıklayabiliriz düşüncesi hoş görünüyordu. Ancak durum tam da böyle değildi.
Araştırmacıların çalışmaya dair değerlendirmesi
Araştırmacılar, ürperticilik ölçeğinin robotları ne kadar doğru değerlendirip değerlendiremeyeceğini görmek için insan-robot etkileşimi alanında beş uzmana, piyasada bulunan altı sosyal robotu değerlendirdi. Buldukları şey şuydu: Bir robot, kişilerin endişe verebileceği özelliklere sahip olsa bile—”ürpertici olmayan” olarak puanlanabiliyordu. Daha ilginci ise, katılımcılara altı robottan en az ürpeticienden en çok ürpeticie doğru bir sıralama yapmaları sorulduğunda hiçbir görüş birliği oluşmadi. Özellikle robotik bir köpek hem en ürpertici hem de en az ürpertici listelerinde yer alarak bu kavramın ne kadar öznel olabileceğini ortaya koydu.

Spike: Bilinçli olarak tasarlanan ürpetici robot
Buna göre algılanan ürpeticilik, bir robota ait belirli özellikleri tanımlayıp etkilerini ölçmek kadar basit değildi; rotoa rastlayan kişinin de önemli bir rol oynuyordu. Araştırmacılar soruyu tersine çevirdi: Mevcut robotlara bakıp “ürpetici oldukları” yerine, araştırma literatürüne geri dönüp önceki çalışmaların ürpeticiliğe yol açabileceğini öne sürdüğü özellikleri belirledi ve bunları bilinçli olarak tek bir rotoa yerleştirdi.
Araştırmacılar ona Spike adını verdi. Ne açıkça insan ne hayati ne de makine olan Spike, bu sınıflandırması zor görünüşü—üstelik dikenleri, alışılmış dışı “yüz” özellikleri, koyu renkleri ve öngörülemez hareketleriyle—bir robotun “ürpetici” olmasını sağlıyor. İnsan-robot etkileşimi değerlendirme ölçeğini kullanan araştırmacılar, çeşitli arka planlardan gelen 104 katılımcıdan Spike’ın yarattığı rahatsızlık düzeyini betimlemesini istedi. Katılımcıların diğer özelliklere yönelik yanıtları—Spike’ın algılanan sosyal yetenek, canlılık ve özerklik boyutlarındaki değerlendirmeleriyle birlikte—hangi duyguların ürpeticilik algısını en çok etkilediğini anlamamıza yardımcı oldu.
Araştırmamızın sonuçları beklediğimiz kadar net çıkmadı. Bazıları Spike’ı öfkeli veya rahatsız edici bulurken, başkaları onu havalı ya dahatta sevimli buldu.
Araştırmacıların çalışmaya dair değerlendirmesi
Araştırmacılar, ürpetici bir robot üretmek için bir formül keşfetmek yerine, çalışmanın ürpeticilik algısının son derece kişisel ve öznel olduğunu, kişiden kişiye değiştiğini gösterdiğini belirtti. Araştırmalarının bize söylediği şey, muhtemelen mutlak anlamda ürpetici bir robot olmadığı.
Gelecek: Bu teknolojilerin toplumlardaki rolünü kim belirleyecek?
Araştırmacılar, yapay zeka ve robotiğe yönelik dev yatırımlar sürdüğü sürece, bu robotların topluluklarımızda ve günlük hayatımızda oynaması gereken roller hakkında soru sormamız gerektiğini vurguluyor. İnsanların yalnızca görmezden gelemeyeceği alanlarda giderek daha fazla yer eden robotlar, tasarımcılarına zararsız veya ilgi çekici görünse bile, etkileşime zorlanan biri için müdahilci, öngörülemez veya tehditkâr bir nitelik taşıyabiliyor.
Araştırmacılar, bunların yanında yaşayan insanların bu geleceğin nasıl görüneceğine dair kararlara dahil olması gerektiğini savunuyor. Yapay zeka ve sosyal robotların—okullarda, hastanelerde, havalimanlarında ve restoranlarda yaygın olarak kullanıldığı bir dönemde—insanların bu teknolojileri kabul edip etmeyeceği, güvenip güvenmeyeceği veya reddedeceği sorusunun doğru yanıtını bulmak, geleceğin şekillenmesinde kritik önem taşıyor.
