İçinde delikli sünger, nilüfer tohumu kabuğu veya petek gibi desenler bulunan nesneler, çoğu kişi için sıradan görünse de, bir kısım insan için anında tiksinme ve rahatsızlık hissi uyandırıyor. Bilimsel literatürde trifobi olarak adlandırılan bu tepki, deliklerin ya da dairesel desenlerin yarattığı bir tiksinti biçiminde ortaya çıkıyor ve araştırmalara göre nüfusun yaklaşık altıda biri bu tür görüntüler karşısında en azından hafif düzeyde rahatsızlık duyuyor. Bu durumun neden yaşandığı ve sosyal medyanın konuyu nasıl yaygınlaştırdığı bilim insanları tarafından inceleniyor.
Tripofobi genellikle “deliklere korku” olarak tanımlansa da, aslında bir delik fobisinden çok daha fazlasını ifade ediyor. Adındaki “fobi” ekiyle karıştırılmamalı; ayrıca tek başına tanınan bir ruh sağlığı bozukluğu sayılmıyor. Çoğu fobinin aksine, burada baskın duygu korkudan çok tiksinme oluyor. Yaygın tetikleyiciler arasında nilüfer tohumu kabukları ve peteklerin yanı sıra süngerler, crumpet adı verilen delikli hamur işleri, baloncuklar, içi gözenekli çikolata ve çilekler gibi günlük nesneler de bulunuyor.
Tripofobi gerçekten nedir?
Bu tepkiler çoğu kişi için hafif düzeyde kalıyor; tiksinme, mide bulantısı, deride karıncalanma hissi, korku ve kaygı biçiminde görülebiliyor. Ancak küçük bir kesimde belirtiler o kadar rahatsız edici hale gelebiliyor ki, kişiler belirli görüntüleri, nesneleri ya da durumları bilinçli olarak kaçırıyor. Bu tür bir kaçınma davranışı genellikle örümcek korkusu (arahnofobi) gibi spesifik fobilerde görülüyor.
Araştırmacıların kendi çalışmalarında bazı katılımcılar trifobininin tetikleyicileri nedeniyle çilek yemeyi, yemek pişirmeyi ya da hamur işi yapmayı, belirli kıyafetleri giymeyi hatta duş almayı bile ertelediği gözlemlendi. Bu örnekler, trifobinin bazen kişinin günlük hayatını ciddi biçimde etkileyebileceğini gösteriyor.
Tripofobi neden bugün bu kadar konuşuluyor?
Kısa cevap: sosyal medya. Medya haberleri, TikTok videoları ve çevrimiçi topluluklar konuyu ana akara yaygınlaştırdı Paylaşılan görüntüler sıkça maksimum düzeyde tiksinme uyandıracak ve güçlü tepkiler provake edecek biçimde dijital olarak değiştiriliyor.
Araştırmalar, sosyal medyanın insanların trifobiyi deneyimleme şeklini bile etkileyebileceğini işaret ediyor. Örneğin 2024 yılında yürütülen bir çalışmada katılımcıların üçte ikisinden fazlası konuyu sosyal medyadan duyduğunu belirtti. Daha önce trifobi hakkında bilgi sahibi olanlar, hiç bilmeyenlere göre daha güçlü tepkiler verdi.
Ancak bu, sosyal medyanın trifobiyi yarattığı anlamına gelmiyor. Aynı çalışmada trifobisi olan insanların yaklaşık dörtte biri konuyu hiç duymamıştı. Sosyal medya bilinçlenmeyi artırabiliyor ancak bazı insanların neden ilk başta böyle güçlü tepki verdiğini açıklayamaz.
Bazı insanlar neden böyle tepki verir?
Bilim insanları trifobininin varoluş nedeni hakkında hâlâ tartışıyor ve iki önde gelen açıklama öne çıkıyor. İlkince tehdit algılama kuramı yer alıyor. Baz araştırmacılar, trifobik görüntüler yılan gibi zehirli ya tehşeli hayvanlarda bulunan desenlere benzediğini savunuyor. Bu kurama göre insanlar bu görsel ipuçlarına olumsuz tepki verecek biçimde evrilmiş olabilir çünkü bu desenler tehlike sinyali verebiliyor.

İkinci kuram ise hastalıktan kaçınmaya odaklanıyor ve artan kanıtlarla destekleniyor. Delik kümeleri cilt lezyonlarına, döküntülere, parazitlere ya da enfeksiyon belirtilerine benziyor olabilir. Nilüfer tohumu kabukları ya petek tamamen zararsız olsa da, bu görsel benzerlik bizi kirlenme ve hastalıktan korumaya yönelik evrimsel sistemleri tetikleyebilir.
Her iki kuram da trifobik desenlerin tarihsel olarak insan sağlığı ya hayatta kalışı için tehdit oluşturan şeylere benzemiş thểkileceğini öngörüyor. Başka bir deisle deliklerin kendisi sorunu oluşturmayabilir; beyin bu deseni biyolojik tehlike işareti olarak yorumluyor olabilir. İnsanların tepki verdiği şey nesnenin kendisi değil, beynin bilinçdışı olarak deseninin neyi temsil edebileceğini düşünmesidir. Bu durum, zararsız nesnelerin durumun gerektirdiğinden çok daha güçlü tepkiler uyandırmasını açıklayabilir.
Bu bir tedavi gerektir mi?
Mümkünse çoğu kişi yalnızca hafif belirtiler gösteriyor ve tedavie ihtiyaç duymuyor. Tripofobininin tanınan yaygın bir olgu olduğu bilgisini anlamak çoğu zaman rahatlatabiliyor.
Bununla birlikte, belirtiler ciddi rahatsızlık veriyor ya günlük hayatı etkilemeye başlıyorsa profesyonel destek almak faydalı olabilir. Tripofobi sıkça tiksinme ile ilişkilendirilse de, birçok insan aynı zamanda korku ve kaygı da yaşıyor. Bu nedenle spesifik fobilerde kullanılan tedaviler özellikle maruz bırakma temelli yaklaşımlar yardımcı olabilir.
Bu yaklaşım yavaş yavaş ve güvende bir biçimde korkulan ya da rahatsız edici görüntü, durum veya hislerle yüzleşmeyi kaçınmayı azaltmayı içerebilir. Zamanla kişiler rahatsızlıklarını tolans edebilecekleri ve beklenen zararın gerçekleşmeyeceğini öğreniyor.
Son zamana kadar trifobi için özel olarak test edilmiş bir tedavi yoktu. Ancak ortak yazarı olduğum yeni yayımlanan bir çalışma, korku tiksinmeyi hedef alan tek yoğun bir tedavi oturumunun belirtileri azalttığını ve katılımcıların günlük faaliyetlere daha fazla katılmalarını sağladığını buldu.
Sonuç
Tripofobi sıradan bir internet efsunesinden çok fazlası; hafif rahatsızlıktan ciddi rahatsızlığa kadar değişebilen gerçek bir psikoloji deneyimi. Artan kanıtlar, bu desenlerin tehlike, kirlenme ve hastalık algılamaya yönelik evrimsel sistemleri tetikleyebileceğini işaretiyor. Beyin, tehlike olmamasına rağmen sanki bir tehlike tespit etmiş gibi tepki verebiliyor.
Çoğu kişi için bu tepkiler kısa sürüyor. Ancak böyle değilse destek mevcut. Bir psikoloji yönlendirmesi için hekiminize başvurabilirsiniz.
