İstanbul Beşiktaş’taki Deniz Müzesi’nin önünden geçen binlerce insanın dikkatini çeken, heybetiyle adeta geçmişin fırtınalı denizlerini bugüne taşıyan devasa bir bronz pervane yükselir. Bu pervane, sıradan bir denizcilik kalıntısı değildir; bir imparatorluğun kaderini baştan yazan, Çanakkale Boğazı’nda cihan donanmalarına meydan okuyan ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz naşını taşıyan efsanevi TCG Yavuz (SMS Goeben) Muharebe Kruvazörü‘nün günümüze ulaşan en somut tanığıdır.
1. Beşiktaş Sahilindeki Dev Pervanenin Arkasındaki Mühendislik ve Sır
Bugün Deniz Müzesi bahçesinde sergilenen bu devasa pervane, Yavuz’un 4 şaftlı tahrik sistemine güç veren yüksek mukavemetli mangan bronzundan dökülmüştür. Her biri yaklaşık 3.74 metre çapında olan ve tonlarca ağırlığa sahip bu pervaneler, Parsons buhar türbinlerinden aldığı 52.000 beygir gücünü suya ileterek 25.400 tonluk zırhlıyı 25.5 knot (yaklaşık 48 km/s) gibi o dönem için akıl almaz bir sürate ulaştırıyordu.
1973 yılında gemi jilet ve çelik hammaddesi yapılmak üzere Seymen’de sökülürken, bu eşsiz pervane Türk denizcilik tarihinin ebedi bir hatırası olarak kurtarılmış ve Beşiktaş’taki müzenin girişine anıt olarak yerleştirilmiştir.
2. Akdeniz’deki Büyük Kovalamaca (Ağustos 1914)
1914 yılının sıcak Ağustos günlerinde Avrupa barut fıçısına dönmüşken, Akdeniz sularında denizcilik tarihinin en büyük kovalamacalarından biri yaşanıyordu. Alman Amiral Wilhelm Souchon komutasındaki SMS Goeben muharebe kruvazörü ve ona eşlik eden SMS Breslau hafif kruvazörü, sayıca ve güççe kendilerinden katbekat üstün olan İngiliz Akdeniz Filosu tarafından kuşatılmış durumdaydı.
Kömür ikmali tükenmek üzere olan Goeben, kazanlarını sınırlarına kadar zorlayarak pervanelerini azami devirde döndürdü. İngiliz zırhlılarını Messina Boğazı’nda ustaca bir manevrayla atlatan Amiral Souchon, rotasını doğrudan Çanakkale Boğazı’na çevirdi. 10 Ağustos 1914 akşamı iki Alman gemisi Çanakkale Boğazı önlerine demirlediğinde, dünya tarihinin çarkları geri dönülmez şekilde dönmeye başlamıştı.
3. Diplomatik Satranç ve Fes Takan Mürettebat
Uluslararası hukuka göre tarafsız bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğu’nun, savaşan bir ülkenin gemilerini ya 24 saat içinde sınır dışı etmesi ya da silahsızlandırarak enterne etmesi gerekiyordu. Ancak İngiltere, Osmanlı’nın parasını halktan toplanan bağışlarla kuruşu kuruşuna ödediği Sultan Osman ve Reşadiye zırhlılarına haksızca el koymuş, Türk kamuoyunda büyük bir infial yaratmıştı.
Harbiye Nazırı Enver Paşa ve Osmanlı hükümeti dahiyane bir diplomatik hamle yaptı: Gemilerin Almanya’dan 80 milyon marka satın alındığı dünyaya ilan edildi. 16 Ağustos’ta gemilere Osmanlı sancağı çekildi; Goeben’e “Yavuz Sultan Selim”, Breslau’ya ise “Midilli” adı verildi. Alman mürettebata fes giydirildi, Amiral Souchon ise Osmanlı Donanması Komutanlığı’na getirildi.
4. 29 Ekim 1914 Karadeniz Baskını: Cihan Harbi Başlıyor
27 Ekim 1914’te Yavuz Zırhlısı liderliğindeki Osmanlı filosu, “tatbikat” gerekçesiyle Karadeniz’e açıldı. 29 Ekim sabahı Yavuz; Rusya’nın en stratejik deniz üssü olan Sivastopol‘u, Midilli ve diğer gemiler ise Odessa, Novorossiysk ve Feodosya limanlarını top ateşine tuttu. Rus donanma tesisleri ve mayın gemileri imha edildi.
Bu baskınla birlikte Rusya, 2 Kasım 1914’te Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etti; ardından İngiltere ve Fransa savaşa dahil oldu. Yavuz’un namlularından çıkan mermiler, Osmanlı’yı Çanakkale’den Kut’ül Amare’ye, Kafkasya’dan Sina Çölü’ne kadar 7 cephede 4 yıl sürecek devasa bir cihan harbine soktu.
5. Çanakkale ve Karadeniz’in Çelik Kalesi
Savaş boyunca Yavuz Zırhlısı, Karadeniz’de Rus donanmasının İstanbul Boğazı’na inmesini tek başına engelledi. 1915 Çanakkale Deniz Muharebeleri sırasında Boğaz’ın içinden yaptığı aşırtma atışlarla düşman gemilerine ağır darbeler vurdu. 1918 yılındaki İmroz (Gökçeada) Muharebesi’nde 3 mayına çarparak ağır hasar almasına ve Nara Burnu’nda karaya oturmasına rağmen, düşman uçaklarının onlarca hava saldırısını savuşturmayı başardı ve mucizevi bir şekilde kurtarılarak Haliç’e çekildi.
6. Cumhuriyet Donanmasının Amiral Gemisi ve Atatürk’ün Sevgisi
Milli Mücadele’nin ardından genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk Deniz Kuvvetleri’nin modernizasyonunda Yavuz’u en stratejik unsur olarak gördü. 1926-1930 yılları arasında Gölcük Tersanesi’nde inşa edilen dev yüzer havuzda baştan aşağı modernize edilen zırhlı, TCG Yavuz adıyla Türk donanmasının gururu oldu.
“Yavuz gemisine ilk ayak bastığım andaki heyecanı ve gururu hayatım boyunca unutamam. Bu gemi, milletimizin denizlerdeki bağımsızlığının çelikten sembolüdür.”
— Gazi Mustafa Kemal Atatürk (1928, TCG Yavuz Hatıra Defteri)
Atatürk’ün 1938 yılındaki vefatında, aziz naşını Dolmabahçe’den İzmit’e taşıma şerefi de yine Türk milletinin sevgilisi olan TCG Yavuz zırhlısına nasip oldu.
7. 1970’lerin Acı Vedası: Bir Efsanenin Jilet Oluşu ve Geriye Kalan Tek Hatıra
1950’li yıllarda füze teknolojisinin gelişmesiyle dev toplara sahip zırhlıların devri kapandı. 1954 yılında hizmet dışı bırakılan TCG Yavuz, uzun yıllar Gölcük’te kaderine terk edildi. 1960’ların sonunda Batı Almanya hükümeti, kendi inşa ettiği bu tarihi şaheseri satın alıp müze yapmak istedi; ancak dönemin şartlarında anlaşma sağlanamadı.
1973 yılında Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu’na (MKE) devredilen koca zırhlı, Seymen’de sökülerek jilet ve çelik hammaddesi haline getirildi. Bugün ondan geriye kalan dev bronz pervane, Beşiktaş Deniz Müzesi önünde nöbet tutmaya devam ediyor. O pervaneye her baktığınızda, yalnızca çelik ve bronzu değil; bir cihan imparatorluğunun batışını, Çanakkale’nin direnişini ve modern Türkiye’nin doğuşunu seyredersiniz.


Bir yanıt yazın