Girne açıklarında batan feribotun arkasındaki sorular neler?
Yazan: Berza Şimşek
Londra’dan Bildirildi.
Yayın tarihi: [Tarih]
Okuma süresi: 5 dakika
30 Ağustos Pazar günü, Kıbrıs’ın kuzeyinde Girne’den Mersin’e gitmekte olan bir yolcu feribotunun limandan ayrıldıktan kısa süre sonra batması, birçok soru işaretiyle birlikte geride kaldı.
Tekne, kötü hava koşulları ve dalgalar nedeniyle mi battı, yoksa denetimlerde ihmaller mi vardı? Kaptan ve mürettebat acil durum prosedürlerine uygun davrandı mı?
Tamamen battığı bildirilen katamaran tipi feribotta, sekiz mürettebat olmak üzere toplam 267 kişi bulunuyordu. Sekiz yolcu hayatını kaybetti. Son bilgilere göre 20 kişi halen kayıp; bunlar arasında çocuklar da var. Mahkemeye çıkarılan kaptan ve mürettebat hakkında üç günlük tutukluluk emri verildi.
Türkiye İçişleri Bakanlığı, FİLOJET isimli yolcu gemisinin Girne Limanı’nın 4 mil (yaklaşık 7 kilometre) açığında su almaya başladığı bilgisini paylaştı.

Diyarbakır’da Amedspor coşkusu: Trabzonspor maçı ve sonrası neler yaşandı?

Şanghay İşbirliği Örgütü’nün 25. yılı: Türkiye’nin ilişkisi nasıl şekillendi?

Tupac Shakur davasında jüri, Duane Davis’i cinayetten suçlu buldu

Kemal Öztürk’e gözaltı kararı: Nusayrilere yönelik sözleri nedeniyle ifade verecek
Haberin sonu.
Marine Traffic’in bildirdiğine göre, 40 metre uzunluğunda ve 10 metre genişliğindeki gemi Türk bayrağı altında seyrediyordu. Türkiye Yat Kaptanları ve Çalışanları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Ziya Karagöz, BBC Türkçe’nin konuyla ilgili sorularını yanıtladı.
Hava koşulları müsait miydi?
Kıbrıs’ın kuzeyindeki Türk yönetiminin başbakanı Ünal Üstel, olay günü TRT’ye yaptığı açıklamada, “Teknik ekiplerin verdiği bilgiye göre [olay], hava koşullarının sert oluşundan dolayı geminin su almasıyla meydana geldi” dedi. Üstel, seferin yaklaşık 15. dakikasında katamaranın fırtınaya yakalandığını ve su almaya başladığını, bunun ardından Sahil Güvenlik’e yardım çağrısında bulunduğunu anlattı.
Üstel’in aktardığına göre feribot bir saat rötarlı hareket etti. Bir önceki gün ise hava koşulları nedeniyle sefer iptal edilmişti. Bir önceki gün hava şartlarının “çok kötü” olduğunu söyleyen Üstel, rüzgarın saatte yaklaşık 160 kilometre hıza ulaştığını belirtti. Beaufort ölçeğine göre, saatte 160 kilometre hıza ulaşan rüzgarlar, “kasırga” kategorisine giriyor.
Üstel olay gününe ilişkin, “Bugün hava şartlarımız daha iyi ama iyileşen hava şartlarına rağmen gemimiz alabora olmaktan kurtulamadı” dedi.
Kıbrıs’ın kuzeyindeki basına yansıyan bilgilere göre mahkemeye çıkarılan tutuklu kaptan, “Meteoroloji verilerine göre çıkışta bir sorun yoktu. Gemi sertifikasyonunda da hem seyir hem de idari açıdan izinlerimiz vardı” dedi.
BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Türkiye Yat Kaptanları ve Çalışanları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Ziya Karagöz, bir gemi sefere çıkarken meteoroloji dairesinden izin almayacağını söylüyor. “Bir yerden bir yere geminin gitmesini engelleyecek bir meteorolojik durum varsa, liman başkanlıkları ya da liman otoriteleri seferleri iptal ederler. Buna kaptanlar müdahale edemez. Hiçbir kaptan ‘Hayır, size rağmen ben denize çıkacağım’ diyemez” diyor.
Ayrıca olayın olduğu gün ve anlarda rüzgarın o bölgede saatte 30-40 kilometre hızda estiğini söylüyor ve ekliyor: “Hava durumu her gemiye, her tekneye, her denizde yüzen araca göre değişir. Şu kadar rüzgar olursa kimse çıkmayacak ya da herkes çıkacak gibi bir standart yok” diyor.
Bir gün öncesi hava kötü olduğu için olayda “ölü dalgaların” rol oynamış olabileceği iddiaları da gündeme geldi. Ölü dalgalar, fırtına veya şiddetli rüzgarlar dindikten sonra bile denizlerde ve okyanuslarda ilerlemeye devam eden düz yüzeyli dalgalardır.
Yusuf Ziya Karagöz, gemiyi batıranın ölü dalgalar olduğunu düşünmüyor, ancak hızlı giden katamaranların hafif tekneler olduğuna, sürtünmelerinin düşük olması için su altı draftlarının çok fazla olmadığına işaret ediyor. Bu, daha büyük teknelere göre stabilitelerinin daha az olduğu anlamına geliyor. “Bir taraftan su aldığı zaman eğer bir de dönüş manevrası yapıldıysa alabora olması çok doğal bir durum” diyor.
Denetimleri yapıldı mı?
Yusuf Ziya Karagöz’e göre olayın meydana geldiği koşullarda asıl önemli olan teknenin denetim, bakım ve onarımlarının yapılıp yapılmadığı. “Eski denizcilerimiz şunu demiştir: ‘Gemi limanda batar.’ Yani limanda hazırlıklarını, bakımını, kontrollerini, denetimini, planlamanı yapmazsan, o gemi batar” diyor.
Araştırma nasıl yapılacak?
Arama-kurtarma çalışmaları sürerken bir yandan da olayın nedenleri belirlenmeye çalışılıyor. Karagöz, “Burada araştırılması gereken soru, kıyıya çok yakın bir mesafede bir tekne niçin bu kadar çabuk su aldı? Burayı bulmamız lazım” diyor.
Uçaklardaki ‘kara kutu’nun karşılığı denizcilikte VDR (Voyage Data Recorder) denen ‘Sefer Verileri Kaydedici’ sistem. Karagöz, kaptanın ya da personelin vakti olduysa bunu gemiyi terk ederken yanına almış olabileceğini söylüyor, aksi takdirde batıkla birlikte denizin dibine indiyse, 500 metreye ulaşan derinlikte robotik sistemlere rağmen cihazı bulmanın kolay olmayacağına dikkati çekiyor. “Ancak bulunsa bile oradan çok fazla bir şey çıkacağını düşünmüyorum çünkü bu gemi zaten limandan yeni ayrılmış” diyor.
Denetimin önemini vurgulayan Karagöz şöyle konuşuyor: “Eski denizcilerimiz şunu demiştir: ‘Gemi limanda batar.’ Yani limanda hazırlıklarını, bakımını, kontrollerini, denetimini, planlamanı yapmazsan, o gemi batar” diyor.


Kaynak, Ali Ruhluel/Anadolu/Getty Images
Bir yanıt yazın